TJK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TJK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Haziran 2012

Can Yakan Spiker Hataları



Bugün yapılan İstanbul yarışlarında, 6'lının ilk ayağını oluşturan Şartlı-1 mücadelede talihsiz bir olay yaşandı.

21 Ocak 2012

Sağduyu Eksikliği | Favori Yarıştan Çıkar, Spiker Heyecan Katar, Jokey Sevinç Gösterisi Yapar


Maalesef yarışçılığımızın kanayan yarası EFG sorunsalı yine saç-baş yoldurttu. Bununla beraber günün 4. koşusunda yaşanan olaylar, Lucky Moon'un yarıştan çıkarılması, çıkış şekli, çıkış vakti ve sonrasında büyük skandala doğru giden yolda atılan pek çok adımla, malesef, yarışçılık tarihine geçecek bir akşam yaşadık.

Berraklığa İhtiyacımız Var



Yalçın Akağaç'ın belden altını hissetmemesine sebep olan kaza ile ilgili şoku üzerimizden atıp, öfkemizi yavaş yavaş dindirdikten sonra bir kaç kelam etme ihtiyacı duyuyoruz.

17 Ocak 2012

Selim Kaya'dan Al Haberi | Tartışma Büyüyerek Sürüyor


Yeni yıla girerken, 2012'in tartışmalara gebe olduğunu vurgulamıştık. Malumunuz Selim Kaya ve TJK yönetimini, özellikle Ömer Faruk Girgin, arasında ciddi problemler var. 2011'in son günlerinde açığa çıkmış ve ulusal medyaya yansımıştı. (İlk kıvılcıma buradan bakabilirsiniz.) Selim Kaya'nın bugün Takvim gazetesine vermiş olduğu röportajla gerilim iyice yükseldi.

31 Aralık 2011

Selim Kaya vs. Ömer Faruk Girgin



29 Aralık 2011 tarihinde ajanslara bir haber düştü; Tjk'da sular durulmuyor. Camia içinde bir süredir devam eden gerginlik böylece, hem tavan yapmış buldu hem de ulusal medyaya taşınmış oldu.

6 Aralık 2011

Aygır Alımına/Açılımına Devam




Atçılığımızın geleceği ile ilgili tartışmalar yapılıyor, Çalıştaylar düzenleniyor ancak dönüp vardığımız sonuç aynı oluyor. Her seferinde kendimizi yeni aygırların peşinde koşarken buluyoruz. Katkıları her zaman için tartışmaya açık olan aygırlara milyonlarca dolar veriyoruz. Ve beklenen haber tekrar geldi. Aygır alımı ile ilgili kurulan komisyon, 'adı' olan haraları gezmeye başlamış. İlk durak neresi dersiniz? Tabiki Coolmore. Nedense çok içli-dışlıyız. Şimdiden pek çok aygırın ismi geçiyor. Aygır alalım pek tabi ama nereye kadar? Sürekli aygır alarak nasıl bir gelişim hedefleniyor? Planlarda uzun vadenin 'uzun'u geçiyor mu yoksa günü kurtarma çabası mı hakim? Cevabı açık. Aygır almak sadece 'eski' aygırları ıskartaya çıkartmak haricinde uzun vadeli işlevi var mıdır? Alınan aygırların jenerasyonlar ilerledikçe değerinin anlaşılacağı iddiası ise sadece bugünün tartışmalarına set çekme amacına hizmet eder.

Bu konuya sayfalar, dergiler, kitaplar yetmez..

26 Kasım 2011

EFG - MBH : Yarışseveri Düşünen Kim ! | Çalıştay'ın Ardından

Beklenen, meşhur, Atçılık Çalıştay'ı geçen hafta sonu bir başka deyişle 19-20 Kasım 2011 tarihlerinde yapıldı. Bir çok beklentimizin olduğu Çalıştay yine hüsranla sonuçlandı. 'Atçılığın ileriye adım atması' mottosuyla yola çıkan Çalıştay'ın büyük kısmının, maalesef, gündem dışı önerilerden kaynaklanan tartışmalarla geçtiğini okuyoruz.

'Gündem dışı' diyerek nitelendirdiğimiz şok edici öneri bir sonraki yazımızın konusu.

Atçılığın kanayan yaralarından biridir En fazla ganyan uygulaması. Pardon, atçılığın dedim. Bu Çalıştay'la beraber iyice anladık ki atçılığın kanayan yarası vs. değil. Çünkü onların ilgisini çekmiyor. Yarışseverin iyiliğini düşündüğünü, yarışseverin bu sektörün direği olduğunu söyleyenlerin sadece popülist beyanatlarda bulunduğunu bir kez daha gördük. Zira 2 gün süren Çalıştay'da 'zaman gelmedi', 'sırası gelmedi' denilerek bu EFG ve MBH konusu açılmıyorsa yazık. Bu iki konunun önemsiz olduğu düşünülüyorsa daha da yazık. Tam tersine EFG ve MBH mevzuunun Çalıştay'ın ana başlıklarından biri olması gerekirdi.

Ganyan bayilerinden uzak olmayanlar, yarışseverden kendisini soyutlamayanalar bilirler; yarışseverin en önemli iki problemi EFG ve MBH'tır. Kuponuna tek işaretlediği atın yarışlar başladıktan sonra koşudan çıkartılmasının ve ondan çaresizce, üzerine en çok ganyan alınan atın birinciliğini beklemesinin istenmesinin ne demek olduğunu bilir misiniz? Ya da starttan çıkma konusunda sorunları olan bir atı kuponuna yazıp yazmamak için ne kadar düşündüğünü? Papatya falı açıp 'çıkar mı', çıkmaz mı' tartışmalarının başlamasının insanları müşterek bahislerden soğuttuğunun farkında mısınız?

EFG ugulaması Altılı Ganyan Favorisi ile değiştirilmelidir. Altılı ganyanın ilk ayağının startının verilmesi ile birlikte kuponlara her ayakta en çok hangi atın işaretlendiği belirlenmelidir. Altılı kuponlarına en çok işaretlenen at o yarışta AGF olacaktır. Böylece uygulamanın doğruluğuna olan yarışsever inancı artacaktır. Mevcut EFG uygulamasından altılı ganyan oyunundan bağımsız olarak, tek koşu için oynanan ganyan oyunu baz alınmaktadır. Ve o koşu için oynanan ganyan oyunu ile EFG'nin belirlenmesi pek çok spekülasyona açıktır. Eski yıllarda bir çok olay da yaşanmıştır.

Tüzükte yer almadığı (!) ortaya çıkınca uygulamadan kaldırılan MBH ise içeriği değiştirilerek geri getirilmelidir. Problemleri olan atlar, problemlerinin giderildiği koşu esnasında görülene kadar MBH koşturulmalıdır. Eğer ki at tekrar problemlerini tekrarlıyorsa 3 ila 6 ay arasında MBH koşturulmalıdır. Bu süreçte antrenöre ceza verilip-verilmemesi tartışılabilir. Ancak diğer atlarla haksız bir rekabete girilmesini önlemek adına MBH koşan atlar, ilan edilen ikramiyenin %50-%60'ına koşmalıdır. Bu şekilde atların ilgilileri sorunu çözmeye uğraşırlar. Hiç bir kayıpları olmadan papatya falı açar gibi atı koşturmaya devam etmezler, MBH'ın getirdiği rehavete kapılmazlar.

Ancak bu iki önemli husus Çalıştay'da konuşulmamış dahi. Çalıştay'dan önce belirtmiştik, Çalıştay'a yarışseverin katılması gerekiyordu. Anlaşılan yarışseverin çıkarını yarışseverden başka koruyacak kimse yok. Çalıştay'ın ardından, anlaşılan, müşterek bahisin üzerinde kara bulutlar dolaşmaya devam edecek. Yarışsever Manifestosu'ndan hatırlatmayla yazıyı bitirelim.

Madde 19 - TJK bünyesinde yarışsever birimi kurulmalıdır !

Madde 20 - Yarışseverler karar mekanizmalarında söz söyleme yetkisine sahip olmalı.

19 Kasım 2011

Atçılık Çalıştayından Beklentilerimiz


Enternasyonel Yarışlar'da aldığımız ağır mağlubiyetlerin ardından radikal değişiklik taleplerimizi dile getirmiştik. Bu konu üzerine çeşitli başlıklarda yazılar yazdık;

Yarışsever Manifestosu'nu yazıp temel taleplerimizi seslendirdik.

Handikap Puanı Sistemimiz Gitgide Eriyor dedik ve kokmaya başlayan handikap puanı sistemimizdeki yanlışlıkları, acilen düzeltilmesi gereken noktaları beyan ettik.

Foaller %75'e Koşsun'un Açmazları tartışmasını ilk biz başlattık. Yıllardır uygulanan kuralın, yurt dışında doğmuş tayların ülkemizde ikramiyenin %75'ine koşuyor olmasının atçılığımıza zincir vurduğu söyledik. Yarışsever Manifestosu'nda belirttik, Turk Horse Club'un forum sayfasında tartışmayı ateşledik, Son Düzlük başta olmaz üzere programlara mailler atarak konunun tartışılmasını istedik ve pek çok tepki almamıza rağmen konunun gündeme gelmesini sağladık. En sonunda konu tüm ülkede tartışılr hale geldi. Atçılıkta Yeni Tartışma: Foaller ve Rantçılık başlıklı yazımızda güncel hale gelen tartışmada tezlerimizi tekrarladık ve görüşlerimizin arkasında durduk. En nihayetinde dişi foallerin ikramiyenin tamamına koşması kararlaştırıldı. (Bu konuya bir başka yazımızda ayrıntılı bir şekilde değineceğiz.)

Son olarak 16 Ekim tarihinde At Yarışlarında Çalıştay Zamanı deyip Bu hafta sonu yapılacak Çalıştay'ı haber verdik.
TJK, internet sitesinden Çalıştay'ın gündem maddelerini açıklamış. Pek çok konunun eksik kaldığını gördük. Bunlara kısaca değinip, Çalıştay'da konuşulması gereken başlıkları vurgulayalım.
En önemli başlık bizce Müşterek Bahis Harici koşma uygulamasının geri getirilmesidir. Yarışsever mevcut durumda sürekli mağdur olmaktadır. Startta kalanlar, geç çıkanlar, hiç çıkmayanlar... Çift taraflı bir mağduriyet hem de... Starttan çıkıp, çıkmayacağı belli olmayan atları yazıp, starttan çıkmayınca ya da tam tersi yazmayıp, at starttan çıkarsa mağduriyet yaşanıyor. Bir başka deyişle bu tür atlarda mağduriyet yaşanmaması söz konusu değil. Çözüm mü? İşte cevap: Problemleri olan atlar, problemlerinin giderildiği koşu esnasında görülene kadar MBH koşturulmalıdır. Eğer ki at tekrar problemlerini tekrarlıyorsa 3 ila 6 ay arasında MBH koşturulmalıdır. Bu süreçte antrenöre ceza verilip-verilmemesi tartışılabilir. Ancak diğer atlarla haksız bir rekabete girilmesini önlemek adına MBH koşan atlar, ilan edilen ikramiyenin %50-%60'ına koşmalıdır. Bu şekilde atların ilgilileri sorunu çözmeye uğraşırlar. Hiç bir kayıpları olmadan papatya falı açar gibi atı koşturmaya devam etmezler, MBH'ın getirdiği rehavete kapılmazlar.
Bir diğer önemli konu handikap puanı sistemimizin bozukluğudur. Sistem radikal bir şekilde değiştirilmelidir. İlk mental hata zaten handikaperlerin vermiş olduğu puanlara itiraz edilemiyor
olması. Tüzük'te buna dair madde var ve itiraz yolları kapalı. Kapalı kapılar arkasında verilen şişme handikap puanları, özellikle Gazi Koşusu öncesinde, hep tartışılır. Ancak bu durum yıl içinde devamlı sürmektedir. Bir başka nokta da yıl içinde handikap puanlarının, başarısız (!) yarışlar sonrasında düşürülüyor olmasıdır. Handikap puanı silme yöntemi sayesinde, maalesef, daha çok arap atlarında, yarış kazanma gayesiyle koşma miti parçalanıyor. Atların başarı durumlar yıl sonunda değerlendirilip, yeni yarış yılına hak ettiği puanla girmesi sağlanmalıdır.
Buna bağlı olarak handikap yarışlarda apranti indirimi ile 5 kilo düşürülmesi uygulaması değiştirilmelidir. Handikap yarışlarındaki apranti indirimleri ile yarışların dengesinin bozulduğu aşikar. Benim düşünceme göre handikap yarışlarda apranti indirimi maksimum 3 kilo olmalıdır. Ya da handikap yarışlarda apranti indirimi uygulanmamalı, aprantilerin bu durumdan mağdur olmaması için de onlara şans yaratacak başka yollar tüzükle sabitlenmelidir. Bizim talebimiz: Grup yarış kazanmamış olan ve, 100 gün ve daha üzeri gündür start almayan safkanlara apranti bindirilmesi şartı getirilerek aprantilere daha fazla şans yaratılmalıdır.
Bir diğer önemli konu ise protestoların incelenmesinde farklı hipodromlarda, farklı kararların alınıyor olmasıdır. En 'mantık dışı' kural yarış neticesi değiştirilmesinde atın x atı geçip geçemeyeceği üzerine 'güç' odaklı tartışmaların yapılmasıdır. Bu mantık ile son derece sübjektif olan 'güç' üzerinden kararların meşruluğu sorgulanıyor. Mevcut inceleme tarzında adeta, gücü o gün için diğerlerinden yüksek olan ata, rakiplerine her türlü faulü yapma hakkı veriyor. Kural kimin kime gücünün yeteceği değil, yarış nizamları çerçevesinde yarışın bitirilmesini emreder. O gün için iyi olan ata, performansı düşük olana faul yapma hakkı verilmemelidir. Kanaatimiz protesto inceleme işlemler, teknolojinin nimetlerinden de yararlanarak, tek merkezde toplanmalıdır. Her konu ile ilgilecek tek bir kurulda bahsetmiyoruz. Ancak protestolar tek bir merkez tarafından incelenmedikçe kararların standardı hiç bir zaman sağlanamayacak.
Bu temel başlıklar hakkında Çalıştay'da neler konuşalacak, göreceğiz.

22 Ekim 2011

Müşterek Bahis Harici Uygulaması Acilen Geri Getirilmeli !




Müşterek bahis harici koşma uygulaması (MBH) ülkemizdeki yarışlarda yıllarca uygulandı. Daha sonra bu uygulamanın hukuki bir bağlayıcılığı olmadığı, başka bir deyişle kanuni bir dayanağı olmadığı, tüzükte yer almadığı ortaya çıkmıştı. Yıllarca uygulanagelen, bir teamül kuralı olmuş anlayacağınız. Ancak MBH'ın kalkmasından bugüne kadar bir çok kez yarışsever mağdur oldu. Bugün akşam İzmir koşularında yaşananlardan sonra gündeme tekrar getirmemiz şart.

Öncelikle Raspberry'i değerlendirelim. At kaç yarıştır starttan çıkıyor sonra aniden duruyor. Sonra koşar mı koşmaz mı fal bakmak gerek sanırım. Son 3 yarışta bir kez 3 bir kez 5 lira ganyanla koştu. Yarışsever mağdur.

Ezra bir diğer atımız. İstanbul'da son yarışlarında düzlüğe çıkıyor sonra yarışta yok. Atın kantarmayı kitlediği, bu nedenle jokeyini hareketsiz kalmaya mecbur ettiği söyleniyor. Bugün İzmir'de koştu. Virajı rahat döndü, sonra yine jokey atı itemedi, 2 kamçı vurdu, sonra at yok. Son 6 yarışında 2 kez 1 lira küsür ganyan ile koştu. Mağdur yine yarışsever.

Suzira. Bir yarışına 50 metre, bir yarışına 40 metre geç başlıyor. Bazen hiç başlamıyor. Bugün son koşuda yine starttan çıkmadı. Yarışsever ne yapmalı? Yazıp, at starttan çıksın diye çiftetelli mi oynasın, yoksa yazmayıp bugün de startta kalsın diye mi beklesin!

Çözüm çok ama çok açık. MBH uygulaması geri getirilmelidir. Yarışseverin mağduriyeti önlenmeli ! Problemleri olan atlar, problemlerinin giderildiği koşu esnasında görülene kadar MBH koşturulmalıdır. Eğer ki at tekrar problemlerini tekrarlıyorsa 3 ila 6 ay arasında MBH koşturulmalıdır. Bu süreçte antrenöre ceza verilip-verilmemesi tartışılabilir. Ancak diğer atlarla haksız bir rekabete girilmesini önlemek adına MBH koşan atlar, ilan edilen ikramiyenin %50-%60'ına koşmalıdır. Bu şekilde atların ilgilileri sorunu çözmeye uğraşırlar. Hiç bir kayıpları olmadan papatya falı açar gibi atı koşturmaya devam etmezler, MBH'ın getirdiği rehavete kapılmazlar.

En nihayetinde söyleyeceğimiz tektir: MBH geri getirilmeli, yarışseverin mağduriyeti önlenmelidir !

16 Ekim 2011

At Yarışlarında Çalıştay Zamanı

Yüksek Komiserler Kurulu'nun (YKK) 22 Eylül tarihinde gerçekleştirdiği toplantıda önemli konular tartışıldı. Bunu 13 Ekim tarihinde yayınlanan karar dosyalarını okuyunca anlıyoruz. Bahsi geçen kararların tümüne linkten ulaşabilirsiniz. Bizi en çok ilgilendiren 'Karar 2'dir. Bu noktada bir iyi bir kötü haberimiz var.

Takip edenler bilir, Enternasyonel Yarışlar'da son yıllarda büyük hüsran yaşıyoruz. Bozguna uğrayan atlarımız tabelaya dahi giremiyorlar. Yurt dışından gelen ve hadikap puanları, bizim 'şişme handikap puanlı' atlarımızdan düşük olan safkanlar güle oynaya tabelayı doldurup gidiyorlar. Biz de yarıştan sonra Veliefendi tribünlerinin önünde geçip, kendi ahırlarına doğru giderlerken arkalarından el sallıyoruz.

Bilhassa bu sene 'artık yeter' dedik, isyan bayrağımızı açtık. Sistemin kendisine dair pek çok eleştiri getirdik. Bu eleştirileri, önerilerimizle destekledik. Mevcut sistemle bu hüsranların devam edeceğini, atçıların pek çoğunun Enternasyonel mağlubiyetlerine yarışsever kadar üzülmediğini, geriye kalan 363 günde kazanacak çok yarışları olduğunu düşündüklerini dile getirdik.

Benim iyi olarak nitelendirdiğim habere geçelim.

Karar 2 ne diyor?

... özellikle son yıllarda Uluslararası koşulardaki alınan başarısız sonuçların detaylıca değerlendirilmesi, bu konuda alınması gereken tedbir ve önerilerin görüşüleceği atçılık camiasının tüm paydaşlarının katılacağı detaylı bir çalıştay yapılmasına karar verilmiştir.

Son derece önemli. Atçılığımızın yerinde saydığını, hatta geriye gittiğini görebildiğimiz tek test alanı olan Enternasyonel yarışların ardından, artık uyunmadığını ve işlerin aynı yol üzerinde yürümesinin bizi bir yere götürmeyeceğinin farkında olunduğunu görüyoruz. Toplantıda hangi konular görüşelecek, hangi konular ağırlık kazanacak merak ediyorum. Örneğin foallerin %100'e koşması ile ilgili tartışma zirve yaratmışken, Çalıştay'da ne kadar yer alacak?
Kötü daha doğrusu üzücü haber ise, kararın devamında sözü geçen atçılık camiasının 'tüm paydaşları' kısmında yatıyor. Karar 2'nin 2. sayfasında Çalıştay'a katılımı beklenen taraflar şu şekilde belirtilmiş;

Öhöö, öhöö! Biri yarışseverleri unutuyor galiba! Atçılık camiasının en önemli paydaşlarından biri olan ve sektörler arasında karşılıklı bağlılık bulunan yarışsevelerin, at yarışlarına dair alınacak kararlarda fikir dahi belirtemiyor olması oldukça garip.

Yarışsever Manifestosu:
Madde 19 - TJK bünyesinde yarışsever birimi kurulmalıdır !
Gelgelelim Çalıştay'dan hangi kararların çıkacağını merakla bekliyoruz. Çalıştay'ın kararlarınınşeffaf bir şekilde kamuoyuna aktarılmasını talep ediyoruz.
Unutmadan ilave edelim, Çalıştay'ın tarihi 19-20 Kasım 2011.

14 Ekim 2011

Atçılıkta Yeni Tartışma: Foaller ve Rantçılık


Aslında yeni bir tartışma değil, yurt dışında doğup ülkemizde koşmaya başlayan atların ilan edilen ikramiyenin hangi yüzdesine koşacağı.

Hatırlayacaksınız Enternasyonel yarışların hemen ardından bu konuyu dile getirmiştik.
Enternasyoneller'de Ağır Yaralandık, Ama Şimdi İyiyiz !

Daha sonra Yarışsever Manifestosu'nda tekrar altını çizmiştik.
Yarışsever Manifestosu

Murat Akyer'in Yarış Dünyası'nda çıkan yazısına cevap niteliğindeki yazımızı da 8 Ekim tarihinde sizlerle paylaşmıştık.
Foaller %75'e Koşsun'un Açmazları

Yine Murat Akyer'in bu hafta Yarış Dünyası'nda çıkan foallerin %100'e koşması talebini dile getirenleri rantçı olarak nitelendirmesi, buna karşılık da Atahan Zilcioğlu'nun 12 Ekim'de Vatan Uzak Ara ekinde kaleme aldığı Kim Rantçı? yazısıyla konu bir anda atçılık gündeminin ortasına yerleşti. Şimdi bu iki yazıyı değerlendirip kendi fikirlerimizi sunalım.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Türk atçılığının akıbetini son derece etkileyecek bir konu hakkındaki tartışmada 2 taraftan birini "rantçı" olarak sıfatlandırmak kabul edilemezdir. Statükonun devamı, sektördeki paylarından mutlu olanlar sistemin devamını isteyebilirler. Bunun tam aksini savunanları rantçı ilan etmek ne kadar etik? Atçılık camiasında bölünme dahi aratabilecek bu söz kullanılmamalıdır. Sıkışılan durumda çamur at izi kalsın matığı ile farklı fikir savunanlara 'çamur' atmak ne kadar doğru? Çok uzağa gitmemek lazım. Şahsen ben. Ne atım var ne yetiştiriclik yaparım. Benim Türk atçılığının ilerlemesi dışında başka nasıl bir isteğim olabilir? Ben bunları yazarak hangi rantın peşinden koşuyorum?

Bu tartışmalar, yıllarca kapalı kapılar arkasında at yarışlarını yarışseverlerden saklayanlar için de kırılma oluyor. Bu sayede yarışseverler hem bilgilenmeye devam ediyor, hem de tartışmalara dahil olabiliyor.

Yarış Dünyası'nda çıkan bu haftaki yazı uzun olmasına rağmen bir kaç temel nokta etrafında dönüp durmakta. Birincisi foallerin %100'e koşması durumunda at sayısının çoğalacağı, ikramiye oranlarının değişeceği, ikincisi de yetiştiriciliğimizin öleceği.

Şu ayrımı da yapabilmek lazım: Biz yurt dışından gelen atların %100'e koşmasını talep ediyoruz. Dışarıdan serbestçe at getirilsin, tüm engeller kalksın demiyoruz. Savunduğum konu 2 yaşını girmemiş, başka bir deyişle 2 yaşının altında iken ülkemize gelen atların ikramiyenin %100'üne koşmasıdır.

At sayısının fazlalaşacağı üzerine bir söylem geliştirmek ise tamamen geçersizdir. Sayılarla yazıyı karmaşık hale getirip sizi boğmayacağım. Dünyadaki örnekleri incelediğinizde, yılda sahaya gelen atların ve koşan atların sayısının, özellikle büyük atçılık ülkelerinde, bizdekinden çok çok daha fazla olduğunu söylemeliyim. Niceliksel artışın olmadığı yerde niteliksel kalite sağlanamaz. Şu şekilde, doğan 10 attan safkan çıkmasını beklemekle 1000 tane at içinden şampiyon atlar çıkmasını beklemek aynı şey değildir.

Ülkemizdeki atların mevcut sayısını korumak ve atçılığımızın yerinde saymasını izlemek bir seçenektir. Diğer seçenek ise daha çok atın yetişebileceği sistemi oluşturup, hara ve çiftlik ölçeklerini genişleterek, yenilerini kurarak yeni atlar için yer hazırlamaktır. Foaller geldiğinde at sayımız artacak diye endişelenmektense, bunun altyapısını hazırlamak neden düşünülmüyor?

Yetiştiriciliğimizin öleceği konusu ise bambaşka bir çıkmazdır. Sonsuza kadar foallerin ithal edileceği düşünülüyor olsa gerek. Böyle bir duruma bütçe dayanmaz. Bir müddet foallerin ülkemize ağırlıklı geleceği gerçektir. Peki bu atlar daha sonra yetiştiricilikte kullanılmayacak mı? Foal atın yarış hayatının bitmesinden sonra bu atlar buharlaşıyor mu? Tam olarak neden endişe edildiği açık değildir.
Şimdiye kadar hiç para mı kazanmadılar? Onlar neden kendilerini yenilemek istemiyor? Yetiştirdikleri atların kalitesinin artmasıyla yurt dışından da taliplerin gelebileceğini neden düşünmüyorlar? Biz gidip İrlanda'dan İngiltere'den at almıyor muyuz? Neden onlar da gelip Türkiye'den at almasın? Bir önceki yazımızdan alıntılayalım: "Foalleri sadece ülkemizde koşacak olan atlar olarak düşünmeyelim. Devamında baba ve anne olarak Türk atçılığına katkı sağlamaya devam edecekler. Yanında 'usa' yazabilir ama yavrusunda o ibare yazmayacak. Eğer ki Türk yetiştirmelerine gerçekten önem veriliyorsa 2. jenerasyonda zaten bu foaller üzerinden Türk atları yetiştiriyor olacaklar. Zaten kısa vadeli düşünüldüğü için sorun oluyor. Yetiştiriciler de uzun vadede daha iyi atlar yetiştirip, daha iyi paralar kazanabilecekler, temel kıstasları para ise."

Atahan Zilcioğlu'nun değindiği gibi Bosporus ithal edildi, ülkemizde başarılı yarışlar koştu. Peki şimdi aygır olarak yetiştiriciliğe hizmet vermiyor mu? Bosporus taylarının çok başarılı olduğunu söyleyip, kaba kumda hep Bosporus yavrularına öncelik vermiyor muyuz? Türk atçılığı bu durumdan kazançlı mı çıktı zararda mı çıktı? Bir de düşünün Bosporus gibi yüzlerce aygır, Ribella'mız gibi yüzlerce kısrak olduğunu... Türk atçılığı ve yetiştiricilik geri mi gidecek? Şimdi soruyorum Türkiye'de hangi yetiştirici elinde Ribella gibi bir kısrak olsun istemez? Eğer ülkemizdeki yetiştiricilerin elinde Ribella gibi şampiyon bir kısrağın tayı olsa o ata ne kadar değer biçerler, ne kadar yüksek paralar isterler?

Olaylara bakış açımızı değiştirelim. Bu konu daha da tartışılacaktır. Yeniden biz de yazacağız.

8 Ekim 2011

Foaller %75'e Koşsun'un Açmazları


Türk atçılığının kanayan yarası nedir? Safkan İngilizlerimizin son yıllarda Enternasyonellerde uğradıkları hüsrana ne yol açmaktadır? Atlarımız neden başarısız oluyor? Bu sorular bir haberle tekrar canlandı. 2012 yılı için foallerin (yurt dışında doğup ülkemize gelen) safkanların, koşu ikramiyelerinin %75'ine koşmasına devam edilmesi kararı alınmış. Bu bilgiyi lideform.com.tr'de Murat Akyer'in 4 Ekim 2011 tarihli yazısından öğreniyoruz. Murat Akyer de bu uygulamanın doğruluğuna işaret eden bir yazı yazmış. Biz de %75'in çıkmazlarına değinip, şimdi foallerin ikramiyenin %100'üne koşmaları gerektiğini savunacağız.

Olayın iki boyutu var. Birincisi TJK, yani yetiştiricilikte kendi aygırlarının kullanılmasın arzu eden yarı-tekel olarak nitelendirebileceğimiz bir oluşum. İkinci boyutu ise özel haralar ve yetiştiriciler.

Murat Akyer'in yazısında değinmiş olduğu temel nokta foallerin ikramiyenin tamamına koşması durumunda Türk atçılığının 2023 hedefini sarsacağıdır. Burada çeşitli sorular sorulmalıdır. Hedef neden 2023? Neden 11 yıllık bir süreçte beklemeliyiz? 2023 Türk atları(?) Avrupa'da ve dünyada ilk sıralara çıkmazsa foallerin %100'e koşması desteklenecek mi?

Bir diğer muğlak nokta %75 uygulaması kalkınca TJK'nın aygırlarına kimsenin rağbet etmeyeceğidir, bu şekilde savunuluyor. Ancak sistemin kendisinin yanlış olması ihtimali üzerinde durulmuyor. TJK'nın yetiştiricilikte, yerli yetiştiricileri kendisine mahkum etmesi ne denli etiktir? TJK'nın asıl amacı foalleri %75'e koşturup kendi aygırlarına para kazandırmak mıdır, yoksa Türk atçılığını iler taşımak mıdır?


Ülkemizdeki yetiştiricileri korumak adına,atçılığımızın yerinde saymasına göz yummak ne kadar doğru, bilemiyorum. Sistemin başarısız olduğu aşikar. Eğer ki amacımız yurt dışındaki atlarla rekabet edebilecek seviyeye gelmekse, bunu ne mevcut aygırlarımız, ne mevcut kısraklarımız, ne mevcut sistem gerçekleştirir. Ama eğer ki amacımız yetiştiricileri, yerli atçıları korumaksa o zaman foallere daha da sınır getirelim %50'ye koşsunlar, yabancı kısrakların ülkemizde doğan tayları da %75'e koşsun. Uç örnek.

Bununla birlikte atçıların daha çok para kazanmasını nasıl sağlarızda değil, Türk atçıları nasıl daha iyi atlar koşar düşüncesindeyim ben. İşler aynen devam ederse bir Grand Ekinoks, bir Sabırlı, bir Pan River çıksın diye senelerce bekleriz kendi dünyamızda, o at yıllar sonra çıktığında yurt dışında bir yarış kazandığında atçılığımız süper, çok iyiyiz, asarız, keseriz, biz bu işi biliyoruz diye kendimizi kandırırız yine. Enternasyoneller'de handikap puanları, bizim atlarımızın şişme handikap puanlarından aşağıda olan atların yanında tabela yapamadığımızda da 2 gün yas tutarız. Nasıl olsa geri kalan 363 gün bizlerin.


Akıllara yine bazı sorular gelecektir. Onlara da ışık tutalım. Atçılıkta miliyet var mı? Foallerin yetiştiriciliğimize katkısı olacak mı? Foallerimiz yurt dışında başarılı olsa sevinir miyiz?

Atçılıkta kimlik, milliyet gibi kavramların olduğunu kabul etmiyorum. Eğer ki 'Türk' atlar istiyoruz o zaman Strike The Gold'dan, Lion Heart'ta Okawango'dan yetiştirdiğimiz atları Türk olarak tanımlayamayız, babaları Türk değil sonuçta. Zira öyle bir şans da yok, hiç bir ülke için.

Foalleri sadece ülkemizde koşacak olan atlar olarak düşünmeyelim. Devamında baba ve anne olarak Türk atçılığına katkı sağlamaya devam edecekler. Yanında 'usa' yazabilir ama yavrusunda o ibare yazmayacak. Eğer ki Türk yetiştirmelerine gerçekten önem veriliyorsa 2. jenerasyonda zaten bu foaller üzerinden Türk atları yetiştiriyor olacaklar. Zaten kısa vadeli düşünüldüğü için sorun oluyor. Yetiştiriciler de uzun vadede daha iyi atlar yetiştirip, daha iyi paralar kazanabilecekler, temel kıstasları para ise.

Diğer bir konu yurt dışındaki atlarla rekabete girildiğinde hangi duygulara bürüneceğimizle ilgilidir. Aslında çok da karmaşık değil. Ribella, atıyorum, koşsa Musir'i geçse sevinmeyecek miydik? Mary Ellenlar, Akındayımlar, Ribellalar yabancı atları geçtiğinde, Win River Winler, Dinyeper'ler Dubai'ye gittiğinde Türk atları demiyor muyduk onlara? Enternasyonellerde kazandıklarında, Türk atları kazandı demiyor muyduk? Önemli olan atın, hangi ülke adına koştuğudur.

Foallerin getirilmesi geçici değil, kalıcı bir çözümdür. Aslına bakılırsa bu bir çözüm de değil, olması gerekendir. Yarışçılığımızın ileri gitmesi için bu müdahale yapılmalıdır!

5 Ekim 2011

Yeni Moda: Arjantin Bandı | Atların Takıları

Atların yarışlarda ve çalışmalarında kullandıkları, hepimizin bildiği takıları vardır. Bunlar genellikle 'Kapalı Gözlük', 'Kulaklık', 'Burunsal' ve 'Dil Bağı'dır. Yıllardan beri kullanılagelen bu takılara hepimiz aşinayızdır. Bu takıların da atların performansına olumlu/olumsuz muhakkak etkisi vardır.

Kısaca kapalı gözlük, rakiplerinden ürken, yarış içinde diğer atlardan çekinen ya da bir atın yanına geldiğinde onu atlamayan safkanlara takılır. Performans artışı sağlar.

Dil bağı yarış içinde dilleri boğaz yoluna kaçan ya da boğazını tıkayıp nefes alıp vermesinde sorun yaratan atların nefes problemini önlemek amacıyla kullanılır. Dilini arkaya kaçıran ve bu nedenle yarışlarda performansı düşen atın ilgilileri bu problemi fark ettiğinde dil bağı kullanımına yönelirler. Takip edenler de bilir, bu aksesuar, dil sorunu olan atlarda 1,2 saniye hatta bazen daha da fazla katkı sağlar.

Kulaklık atın çevresindeki gürültüden korkmamasını, stres yapıp yarış içinde performansının düşmemesine yöneliktir. Bazı atlar yarışseverin tribündeki uğultusundan parlarken, bazıları yarış içindeki nal seslerinden dahi rahatsız olabilir. Kulaklık bu sorunu çözer. Burunsal da genellikle atın yerde, bastığı bölgelerdeki çukurlardan ya da farklı cisimlerden korkmasına engel olmayı amaçlar. Atların göz yapıları insanlar gibi değildir. Koşu içinde yerdeki ufak bir çıkıntıyı dahi uçurum olarak görebilirler. İşte burunsala da bu özelliğini yarış içinde problem edinen safkanlara uygulanır. (Ancak burunsal da deklare edilmemektedir ve bu başka bir yazımızın konusudur)

Tüm bu adı geçen ve kısaca ne işe yaradığını aktardığımız takılar atların performansına direkt etki yapar. Bu nedenledir ki bu takıların uygulanacağı, yarışlardan önce deklare edilir ve yarış programında, dolayısıyla bültenlerde görülür. Yarışseverlerin pek çoğu bu takılarla yakından ilgilenir. Çünkü etkilerinin farkındadır. Dil bağı olmadan koşulan bir koşu ile dil bağı takılarak koşulan bir koşunun at üzerindeki etkisini bilir.

Bizim şimdi değineceğimiz konu, son aylarda ülkemize giriş yapan ve kullanımı da giderek yaygınlaşan Arjantin Bandı'dır.

Arjantin bandının amacı dil bağınının kullanımın amacına paraleldir, solunum yoluyla ilgilidir. Bu bant yarış içerisinde ağzını çok açarak hava yuttuğu düşünülen ya da ağzından, gereğinden fazla nefes alıp verdiği ve bu yüzden performansının düştüğü düşünülen atlara uygulanmaktadır. Ulaşılmaya çalışılan sonuç safkanın burnundan soluk alıp-vermesini sağlamak, ata bunu öğretmektir. Yarış içerisinde doğru solunum yapan ve nefes yutmayan ve kendini hırpalamayan atın başarısı büyük ölçüde artmaktadır.

Dert edindiğimiz ve sorun teşkil ettiğini düşündüğümüz şey ise arjantin bandının deklare edilmiyor olmasıdır!

Atın performansını direkt olarak etkileyen bu takı yarış programında ve dolayısıyla bültenlerde görülmemektedir. Padokta atlar tanıtılırken, pat diye, bir bakmışız atta arjantin bandı var.

Bu hususta acilen yetkili mercilerin çalışma içerisine girmesi ve arjantin bandının da tıpkı kulaklık, kapalı gözlük ve dil bağı gibi takibine başlamaları lazımdır. Bu takılın acilen deklaresini sağlamalıdırlar!

Bu konuyu ,maalesef, ilk dile getiren biz oluyoruz ve ısrarla takipçisi olacağız.

Yarışsever Manifestosu, Madde 45: Arjantin bandı atların performansını etkilemektedir. Deklaresi ve takibi acilen sağlanmalıdır!

4 Ekim 2011

Handikap Puanı Sistemimiz Gitgide Eriyor


Handikap paunı sisteminin bozukluğundan, handikaperlerin bu konuda tamamen serbest bırakıldığını, handikap puanlarına itiraz yolunun kapalı olduğunu Yarışsever Manifestomuz'da aktarmıştık.

Gün geçmiyor ki handikap puanı sistemimizin bir açığını daha yakalamayalım !

Oldukça şişme puanlar veriliyor. Avrupa ile kıyaslandığında bu açıkça ortaya çıkıyor. En basidine indiğimizde örneğin yakın zamana dönmemiz yeterli. Musir'i eminim hatırlayacaksınız. Hani 2011 Enternasyonel Topkapı Koşusu'na gelen ve 500 metrelik uzun sprintiyle rahat ve göz kamaştırıcı birincilik elde eden! Handikap puanına baktığınızda 118'dir. Musir'in ülkemize son yıllarda gelen en iyi at olduğu görüşünü de hatırlatayım. Ülkemizden at ismi verip handikap puanı karşılaştırması yaparak hiç bir atı küçük görme gibi bir niyetim yok. Ancak ülkemizde 118 handikap puanına sahip olan atların içinde Hanbeş, Dutyfree gibi 3 yaşlıların (!) olduğu söylemeden geçemeyeceğim.

Atlarımızın başarısını göstermiyor mevcut handikap puanları, handikap sistemi.

Tüm bunları yazmama sebep olan şeye geleyim: King River. Pazar günü Çaldıran Koşusu'nda koşması beklenen ve Pan River'ın tam kardeşi olan safkanın handikap puanını görünce gözlerime inanamadım. Hayatının ilk yarışında şartlı-3 birinciliği olan ve sonrasın G2 yarışta 2. olan safkanın handikap puanı tamı tamına 98 ! Kisme kusura bakmasında 2. yarışında bir atın handikap puanı 98 olmaz. Olmamalı. Ondan sonra Handikap Puanı Listesi'ne baktığımızda 100'le 120 arasına sıkışmış 140-150 at görürüz. İlk yarışlarda bu kadar şişirseniz, sonra toplayamazsınız sistemi.

15 Eylül 2011

Enternasyoneller'de Ağır Yaralandık, Ama Şimdi İyiyiz !



Neresinden başlasam, dert yanıyormuş gibi olacak. Ancak 'değişim' diye yanıp tutuştuğumuz Enternasyonel mağlubiyetleri sonrasında, her şeyin sütliman devam etmesi yarışsevere acı veriyor. Daha da kötü olan atçılık için en çok endişe eden kesimin, sektörden herhangi bir pasta payı elde etmiyor olmasına rağmen, yarışseverler olmasıdır. Enternasyonel mağlubiyetleri, tabela at sokamadığımız yarışların ardından Veliefendi'de bulunmanın verdiği avantajla at sahiplerini gözlemleme şansı bulduk.

Her zaman Türkiye'de yarışseverin hakkettiği değeri görmediğini düşünmüşümdür. Enternasyonel yarışların 2. gününde bu kanım iyice güçlendi. Yarışseverlere sadece bahis oynayan kahvehane köşelerinde, ganyan bayilerinde tutunmaya çalışan insanlar olarak görüldü yıllarca. 70'lerdeki 80'lerdeki hatta 90'lardaki filmlerde, özellikle at yarışları ile ilgili olan Kemal Sunal filmleri de bu duruma maalesef katkı sağladı. Asıl problem ise bu tasvirlere sektörün asıl taşların olarak kendini gören TJK elitleri ve bazı at sahiplerinin de inanmış olmasıdır.

Yarışsever hep mi bilinçliydi? Hayır. Bu konuda özellikle çok sevdiğim abim Hakan Cantınaz'ın yaptığı at yarışlarının tahmin dışındaki kısmına önem veren programlar ilerletici etkide bulunmuştur. At yarışları sektörünün kapalılığı, içe dönüklülüğü bu programlar sayesinde çatlamaya başlamıştır. Özellikle internetin kullanımının gelişmesi ve bilginin daha kolay ulaşılabilir olması bu çatırdamaları kırılmaya dönüştürmüştür. Tam anlamıyla şeffaf bir yapıya ulaştığımızı söyleyemeyiz. Ulaşmak imkanlı da olmayabilir. Bununla beraber bilinmesi gerekir ki yarışsever, artık 'eski yarışsever' değil.

Dönelim Enternasyonellere. Mağlubiyetlere yarışseverlerin, çalışanların, hatta sohbet ettiğim bazı güvenlik görevlilerinin bile at sahiplerinden daha çok üzüldüğünü söylemeliyim. Neden peki? Çünkü yarışseverin at yarışlarındaki beklentisi, bazılarının sandığının aksine, sadece bir altılı yakalamak, bir ikili bulmak değildir. Atçılığın ilerlemesini, daha iyi atlar izlemek ister. Ancak bu çok mümkün görülmemektedir. Çünkü sektör mevcut haliyle oturmuş, sistemden pay alanlar değişime karşı çıkar haldedir. Ne de olsa 2 gün yabancıların geriye kalan 363 gün bizlerin!

Atçılığımızın ilerlemesi adına artık şu foallerin %75'e koşması saçmalığından vazgeçilmelidir. ( Bir sonraki değerlendirme yazımızda bu konu üzerinde detaylıca duracağız )Yıllardır uyguladık da ne oldu? Atçılığımız milim yol katetti mi? Böyle giderse yıllarca bekler ondan sonra bir tane iyi çıkan atımız Dubai'de koştuğunda "herkes gördü gücümüzü", "işte atçılığımızın gücü"," Avrupa'dan eksiğimiz yok" benzeri söylemler havada uçar. Bizleri mi kandırmaya çalışıyorlar, yoksa gerçekten kendilerini kandırmaya çalışırken söylediklerine mi inanmaya başlıyorlar bilemiyorum. TJK'nın yaptığı 'aygır açılımları' ile yetinmek yersizdir. Ülkemizde hem aygırlar hem de kısraklar yetersizdir. Her ile, tevzii uğruna hipodrom açılıp, at sayısının niceliksel olarak artması teşvik edildiği sürece atlarımızın niteliğinde en ufak ilerleme olmayacaktır.

Enternasyonel yarışlardan günler öncesinde 30 Ağustos'ta Turk Horse Club forumunda paylaştığımız yazıyla devam edelim:

"Bir hızlı hızlı baktım kayıtlara. Gelen atlar çok parlak olmasa bile bizimkileri sürekli geçip gittikleri, geçen sene tabelaya bile at sokamadığımız sabit. Yine 4 eylül akşamından itibaren, neden atlarımız böyle, neden kaybettik, niye mücadele edemiyoruz gibi serzenişler başlar kanımca. Biz de başlarız tekrar şu faulü niye vermediler, şunlar ne kadar sık koşuyor, o kamçı vurdu, o vurmadı, dereceler iyi çıksın diye çimleri kesti mi, silindir mi geçmiş vs vs. Hedefleri büyük koymakla olmuyor, altını doldurmak lazım. Ben bütün yarışları kaybetmişiz gibi konuşmaya başladım ama malumun ilanını 1 hafta bekleyeceğiz tabi."

İşte durum budur. Enternasyoneller öncesinde sonucun ne olacağı belliydi. Sonrasında ne olacağı da belliydi. İşlerin arapsaçına dönmesi bundandır zaten. Çünkü sektörün Enternasyonel üzüntüsü en fazla 2 gün sürüyor.Bir kişinin çabaları olarak kalacaksa gerçekten, yine de bizler yarışsever olarak elimizden geleni yapmalıyız. Ben eminim bizler, yarışseverler çoğu at sahiplerinden, bazı jokeylerden daha çok üzülüyoruz bu vahim duruma. Pazartesi günü Bursa yarışlarıyla kafalara reset atılıyor ve sonraki Enternasyonel yarışlara kadar her şey yolunda yürüyor. Neden mi? İşte cevap;

TJK her sene kendi çapında "aygır açılımı" yapıp, aygırlarıyla ilgili sağda solda çıkan haberle övünürse ve bunları gerçekten de atçılığımızın gelişmesi yönünde atılan adımlar olarak gördükleri için önce büyük düşünmek gerekiyor. Radikal değişiklikler yapılması gerekiyor. Sonuçta 5 Eylül günü hepsi tekrar içeride mücadele etmeye, anormal paralar kazanmaya devam edecekler. TJK nasıl olsa bol bol ışıklandırma yapıp, her güne çift program koyup hasılat peşinde koşacak. Nasıl olsa çime silindir çıkarıp dereceler iyi diye övünecekler. Ben sektörün bir değişim için yanıp-tutuştuğu konusunda da şüpheliyim. Çoğu kazandığı paraya bakıyor ve ülkedeki pasta onlara fazlasıyla yetiyor.

7 Eylül 2011

e-bayi TJK | Alternatif Yol Önerisi !

Biliyorsunuz, TJK kendi sitesi üzerinden bahis kabulüne başladı. Fakat kendi sistemini kurmasına rağmen hala bankalar aracılığıyla işlem alıyor sadece. Gerçekten de ganyan bayiine uğrayamayanlar için son derece faydalı bir uygulama online bahis. Fakat ganyan bayiine uğrayabilecekler için ve banka işlemleriyle uğraşmayanlar için alternatif bir kanalın ilave edilmesi lazım bankaların yanına. Bizim de alterantif çözüm yolumuz şu şekilde:


TJK oynatıyorken oyunu neden artık hediye çeki alır gibi ganyan bayiinden "bahis çeki" alınıp oyun oynatılmıyor? Niye bankalar aracılığıyla oynuyoruz. Gidelim alalım bayiden 20-30-100 liralık her neyse, nasıl ki oyun oynayınca elimizdeki bahis kağıtlarında bir seri numarası oluyor, siteden sorgulama da yapabiliyoruz artık, bahsi geçen miktarda parayı ganyan bayiinde fişlettikten sonra hesabımıza o referans numarasını girelim bedel, hesabımıza geçsin. Bir nevi kontür kartı gibi. Para Çekmede de aynı şekilde çekeceğimiz miktarı üyelik hesabımıza girelim, miktara yönelik bir referans kodu verilsin ekrana, biz de o kodla gidip yine ganyan bayiinden paramızı alalım.

26 Ağustos 2011

Tolikopa ve Jokeylerin At Sahibi Olması

Jokeylerin at sahibi olması üzerine kısaca bir kaç kelam etmiştim. (Bahsi geçen yazı.) Çekincelerimi ve şüphelerimi açıkça söylemiştim. Tolikopa'nın koşacağı ilk yarışında kazanma ihtimalini ve gücünü görüyorduk

Ne yazık ki zaman bizi haklı çıkardı. Tolikopa bugün Bursa'da katıldığı yarışı 4.95 ganyanla, 5. sırada tutulan at olarak kazandı.

Yani iki yarışı yan yana koyunca şu ortaya çıkıyor: Tolikopa, Murat Gündüzeli'nin atının, Amor Amor, kazandığı şartlı-5 yarışı 5. tamamlarken, bugün Amor Amor'un dördüncü olduğu Kısa Vade koşuda birinciliğe uzandı.

Bu konuda artık adım atılması gerekiyor.

Şüphe bırakılmayacak şekilde düzenlemeler getirilmelidir.

12 Eylül 2010

Enternasyonel Yarışları Değerlendiriyoruz


Geçtiğimiz hafta yapıldı Enternasyonel Yarışlar. Topkapı ve Boğaziçi Koşuları'nın 20.si düzenlendi. Avrupa'nın saygın yarışları arasına girme amacı taşıyan bu koşularla beraber Malazgirt, İstanbul, IFAHR ve Anadolu Koşuları gerçekleştirildi. Sonuçlar ise bizim açımızdan arzu edildiği gibi sonuçlanmadı. Geçen sene 6 yarışta sadece Turbo birincilik elde edebilmişti. Bu sene de 6 yarışta sadece Derviş Ağa birincilik elde edebildi.

Yarışları tek tek değerlendirmeye gerek yok. Çünkü elle tutulur hiç bir taraf yok maalesef. Birincilik sayımızın 1, evet. Ama tabelaya giren at sayımız. Orada durum nasıl? Anadolu Koşusu, Derviş Ağa birinci, Boom Boom üçüncü. IFAHR Koşusu, Gelibolu üçüncü. Malazgirt Koşusu, Mertkal dördüncü. İstanbul Koşusu, tabelada yokuz. Boğaziçi Koşusu tabelada yokuz. Topkapı Koşusu, tabelada yokuz. 6 yarışa katılan 23 atımız var, 24 adet tabela pozisyonu var. Atlarımızdan sadece 4'ü tabelada yer bulabiliyor. 20'si onlardan 4'ü bizden. Oran olarak 5 katımız.

İstanbul Koşusu'nda kazanan Vanjura'ya en yakın atımız Actionmax. Aradaki fark ise 1.3 saniye civarında. Adonise'nin Boğaziçi Koşusu'nda birinci olan isim Indian Days ile arasındaki fark ise neredeyse 2 saniye.

Pressing ise zaten ülkemizde tez konusu olur. Topkapı'nın 'padişahı' oldu. Son 3 senede birinciliği kimselere kaptırmadı. 3 sene ardı ardına bu koşuyu kazanarak tekrarlandığını büyük ihtimalle göremeyeceğimiz bir başarı örneği sergiledi. Şimdi de aygır olarak alacağız büyük ihtimalle. Sahipleri sadece Türkiye serüveninden 3 milyon liraya yakın para kazanmış olacak.

Bu seneki yarışlarda ortaya koyduğumuz performans apaçık ortada. Tablo ortada iken başarısız olmadığımızı söylemek atçılığımıza kötülük yapmak anlamına gelir. 5 yarışta geçildik, 3'ünde tabelaya giremedik. Başarısız değiliz diyenler, hangi duruma başarısız derler acaba. Sadece bu yarışlarla atçılığımıza başarısız damgası vurmak, evet haksızlık ve yanlış olur. Ancak çok sayıda iyi at çıkaramadığımız, çıkan atları koruyamadığımız, uzun mesafede yıllardır bir süreklilik yakalayamadığımız aşikar. Dayanıklılık, süreklilik ve istikrar bu nedenle çok önemlidir. Bu nedenle Bold Pilot, Trapper, Grand Ekinoks, Sabırlı, Ribella gibi safkanlar şampiyon atlardır, bu nedenle yarış seveler bu atları unutamaz.

İşin diğer tarafı da geçildiğimiz safkanlar. Kaç tanesi Avrupa'da söz sahibi, kaç tanesi üst düzey bu atların? Orta düzeyde sayabileceğimiz bu atlarla rekabete bile girememişiz. Ülkemizdeki bu yarışlara iyi atlar gelmediği için yakınılıyor sürekli olarak. Enternasyonel Yarışlarımız'ın yapıldığı tarihlerde, öncesinde ve sonrasında Avrupa'da da önemli yarışlar oluyor. Program sıkıntısı olduğu aşikar. Ancak yabancı eküriler getirdikleri mevcut atlarla bile burada fırtına estiriyor. Neden daha iyi atlar getirsinler ki?

Bir de Enternasyoneller için yapıl(may)an reklamlar var. Kimin haberi vardı bu organizasyondan zaten at yarışıyla ilgilenenlerin dışında. Nerede haberi yapıldı Enternasyonellerin, nerede reklamı vardı? Belki uçuk bir düşünce ama Enternasyonel Yarışlar yapılırken ülkemizde Dünya Basketbol Şampiyonası yapılıyordu. Çok sayıda turist İstanbul'daydı. Acaba salonlara reklam vermek, halkımızla beraber o turistleri de Veliefendi'deki Enternasyonel Yarışlar'a çekmek hiç düşünüldü mü? Reklamı olsaydı gelirlerdi demiyorum, önemli olan düşünülüp, düşünülmediği. Ondan sonra Racingpost'ta çıkan haberlerle kendimizi kandırmaya çalışırız. Daha da kötüsü aslında yarışseverlerin Veliefendi'ye gitmemesi. Bunun nedeni aslında basit. Şampiyonlar koştuğu sürece Veliefendi dolar. Bir Turbo koşuyor olsaydı oradaki atmosfer çok farklı olurdu. İnsanlar iyi atlar izlemek istiyor. 'Baş' atlar çoğalmadığı sürece Veliefendi sadece Gazi Koşuları'nda dolan bir yer olarak kalır.

Son olarak tekrar ana konuya dönelim. Düşünmeye, eksiklikleri, yanlışlıkları gidermeye çalışmaya başlamalıyız. Başarısız olduğumuz şu son iki seneden sonra hala her şey normalmiş gibi davranmaktan vazgeçilmeli. Mesela geçen sene Pan River Dubai'de fırtına gibi esti. Yanlış yapılan ise bu başarının Türk Atçılığı'na mal edilmesiydi. 1 atın yurt dışındaki başarısı onun özel bir at olduğunu gösterir, atçılığın çok iyi olduğunu göstermez. Çıkan iyi atlarla gerçeklerin üstünü kapatmaya çalışıyoruz. O nedenle işe bazı şeyleri kabul ederek başlayalım. Bu şekilde devam etmek Türk Atçılığı'nı kaderine terk etmekten başka bir şey değildir.

7 Eylül 2010

Dörtnala

İlgi gösterilmesi gereken bu önemli konuyu ben de TJK'dan alıntı yaparak paylaşıyorum:



"Omurilik Felçlileri yararına resim sergisi açıldı.

Türkiye Jokey Kulübü’nün toplumsal duyarlılığı ile sanata ve sanatçıya desteği, resim sanatçısı Dilek Aksakal‘ın ‘Dörtnala’ isimli kişisel resim sergisi ile Veliefendi Hipodromu’nda buluştu.

Elde edilecek gelirin, % 50'sinin Omurilik Felçlileri Derneği'nin olacağı bu anlamlı sergi, 19 Eylül tarihine kadar, pazartesi haricinde her gün 10.00 – 18.00 saatleri arasında, yarış günlerinde ise 21.00’e kadar ziyaret edilebilecek."


Bu ve benzeri organizasyonlar çok önemlidir. Gereken ilgi ve alaka yarışseverler tarafından gösterilmelidir.

Enternasyoneller'de Kapalıyız!




Açık söylemek gerekirse bu sefer yarışların yorumlanacak bir tarafını bulamadım. Az çok tahmin edebiliyorduk ağırlıklı başarının yabancıların olacağını. Ancak üst düzey atların olmadığı, hatta handikap atların bile geldiği yarışlarda yabancı atlar tabelayı kapatıp, ilk 4'ü fulleyip geri döndü.

Belki de kelimeleri anlamsız kaldığı noktaya ulaştık. Bir kere daha.

Enternasyonel Yarışlar'la ilgili yazımızı bu hafta yazacağız, uzun uzun. Önce biraz sakin düşünmeye ihtiyacımız var. İçimiz içimizi yiyor, elden bir şey gelmiyor.

Geçen sene sadece Turbo, bu sene sadece Derviş Ağa.

Kayıtlardaki at sayımızla, özellikle Boğaziçi'ndeki katılımla hüsrana uğramıştık. Sonuçlarla yıkıldık.

Çanlar uzun zamandır çalıyor. Acaba kulak veren var mı?
Related Posts with Thumbnails