Ribella etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ribella etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ekim 2011

Atçılıkta Yeni Tartışma: Foaller ve Rantçılık


Aslında yeni bir tartışma değil, yurt dışında doğup ülkemizde koşmaya başlayan atların ilan edilen ikramiyenin hangi yüzdesine koşacağı.

Hatırlayacaksınız Enternasyonel yarışların hemen ardından bu konuyu dile getirmiştik.
Enternasyoneller'de Ağır Yaralandık, Ama Şimdi İyiyiz !

Daha sonra Yarışsever Manifestosu'nda tekrar altını çizmiştik.
Yarışsever Manifestosu

Murat Akyer'in Yarış Dünyası'nda çıkan yazısına cevap niteliğindeki yazımızı da 8 Ekim tarihinde sizlerle paylaşmıştık.
Foaller %75'e Koşsun'un Açmazları

Yine Murat Akyer'in bu hafta Yarış Dünyası'nda çıkan foallerin %100'e koşması talebini dile getirenleri rantçı olarak nitelendirmesi, buna karşılık da Atahan Zilcioğlu'nun 12 Ekim'de Vatan Uzak Ara ekinde kaleme aldığı Kim Rantçı? yazısıyla konu bir anda atçılık gündeminin ortasına yerleşti. Şimdi bu iki yazıyı değerlendirip kendi fikirlerimizi sunalım.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Türk atçılığının akıbetini son derece etkileyecek bir konu hakkındaki tartışmada 2 taraftan birini "rantçı" olarak sıfatlandırmak kabul edilemezdir. Statükonun devamı, sektördeki paylarından mutlu olanlar sistemin devamını isteyebilirler. Bunun tam aksini savunanları rantçı ilan etmek ne kadar etik? Atçılık camiasında bölünme dahi aratabilecek bu söz kullanılmamalıdır. Sıkışılan durumda çamur at izi kalsın matığı ile farklı fikir savunanlara 'çamur' atmak ne kadar doğru? Çok uzağa gitmemek lazım. Şahsen ben. Ne atım var ne yetiştiriclik yaparım. Benim Türk atçılığının ilerlemesi dışında başka nasıl bir isteğim olabilir? Ben bunları yazarak hangi rantın peşinden koşuyorum?

Bu tartışmalar, yıllarca kapalı kapılar arkasında at yarışlarını yarışseverlerden saklayanlar için de kırılma oluyor. Bu sayede yarışseverler hem bilgilenmeye devam ediyor, hem de tartışmalara dahil olabiliyor.

Yarış Dünyası'nda çıkan bu haftaki yazı uzun olmasına rağmen bir kaç temel nokta etrafında dönüp durmakta. Birincisi foallerin %100'e koşması durumunda at sayısının çoğalacağı, ikramiye oranlarının değişeceği, ikincisi de yetiştiriciliğimizin öleceği.

Şu ayrımı da yapabilmek lazım: Biz yurt dışından gelen atların %100'e koşmasını talep ediyoruz. Dışarıdan serbestçe at getirilsin, tüm engeller kalksın demiyoruz. Savunduğum konu 2 yaşını girmemiş, başka bir deyişle 2 yaşının altında iken ülkemize gelen atların ikramiyenin %100'üne koşmasıdır.

At sayısının fazlalaşacağı üzerine bir söylem geliştirmek ise tamamen geçersizdir. Sayılarla yazıyı karmaşık hale getirip sizi boğmayacağım. Dünyadaki örnekleri incelediğinizde, yılda sahaya gelen atların ve koşan atların sayısının, özellikle büyük atçılık ülkelerinde, bizdekinden çok çok daha fazla olduğunu söylemeliyim. Niceliksel artışın olmadığı yerde niteliksel kalite sağlanamaz. Şu şekilde, doğan 10 attan safkan çıkmasını beklemekle 1000 tane at içinden şampiyon atlar çıkmasını beklemek aynı şey değildir.

Ülkemizdeki atların mevcut sayısını korumak ve atçılığımızın yerinde saymasını izlemek bir seçenektir. Diğer seçenek ise daha çok atın yetişebileceği sistemi oluşturup, hara ve çiftlik ölçeklerini genişleterek, yenilerini kurarak yeni atlar için yer hazırlamaktır. Foaller geldiğinde at sayımız artacak diye endişelenmektense, bunun altyapısını hazırlamak neden düşünülmüyor?

Yetiştiriciliğimizin öleceği konusu ise bambaşka bir çıkmazdır. Sonsuza kadar foallerin ithal edileceği düşünülüyor olsa gerek. Böyle bir duruma bütçe dayanmaz. Bir müddet foallerin ülkemize ağırlıklı geleceği gerçektir. Peki bu atlar daha sonra yetiştiricilikte kullanılmayacak mı? Foal atın yarış hayatının bitmesinden sonra bu atlar buharlaşıyor mu? Tam olarak neden endişe edildiği açık değildir.
Şimdiye kadar hiç para mı kazanmadılar? Onlar neden kendilerini yenilemek istemiyor? Yetiştirdikleri atların kalitesinin artmasıyla yurt dışından da taliplerin gelebileceğini neden düşünmüyorlar? Biz gidip İrlanda'dan İngiltere'den at almıyor muyuz? Neden onlar da gelip Türkiye'den at almasın? Bir önceki yazımızdan alıntılayalım: "Foalleri sadece ülkemizde koşacak olan atlar olarak düşünmeyelim. Devamında baba ve anne olarak Türk atçılığına katkı sağlamaya devam edecekler. Yanında 'usa' yazabilir ama yavrusunda o ibare yazmayacak. Eğer ki Türk yetiştirmelerine gerçekten önem veriliyorsa 2. jenerasyonda zaten bu foaller üzerinden Türk atları yetiştiriyor olacaklar. Zaten kısa vadeli düşünüldüğü için sorun oluyor. Yetiştiriciler de uzun vadede daha iyi atlar yetiştirip, daha iyi paralar kazanabilecekler, temel kıstasları para ise."

Atahan Zilcioğlu'nun değindiği gibi Bosporus ithal edildi, ülkemizde başarılı yarışlar koştu. Peki şimdi aygır olarak yetiştiriciliğe hizmet vermiyor mu? Bosporus taylarının çok başarılı olduğunu söyleyip, kaba kumda hep Bosporus yavrularına öncelik vermiyor muyuz? Türk atçılığı bu durumdan kazançlı mı çıktı zararda mı çıktı? Bir de düşünün Bosporus gibi yüzlerce aygır, Ribella'mız gibi yüzlerce kısrak olduğunu... Türk atçılığı ve yetiştiricilik geri mi gidecek? Şimdi soruyorum Türkiye'de hangi yetiştirici elinde Ribella gibi bir kısrak olsun istemez? Eğer ülkemizdeki yetiştiricilerin elinde Ribella gibi şampiyon bir kısrağın tayı olsa o ata ne kadar değer biçerler, ne kadar yüksek paralar isterler?

Olaylara bakış açımızı değiştirelim. Bu konu daha da tartışılacaktır. Yeniden biz de yazacağız.

8 Ekim 2011

Foaller %75'e Koşsun'un Açmazları


Türk atçılığının kanayan yarası nedir? Safkan İngilizlerimizin son yıllarda Enternasyonellerde uğradıkları hüsrana ne yol açmaktadır? Atlarımız neden başarısız oluyor? Bu sorular bir haberle tekrar canlandı. 2012 yılı için foallerin (yurt dışında doğup ülkemize gelen) safkanların, koşu ikramiyelerinin %75'ine koşmasına devam edilmesi kararı alınmış. Bu bilgiyi lideform.com.tr'de Murat Akyer'in 4 Ekim 2011 tarihli yazısından öğreniyoruz. Murat Akyer de bu uygulamanın doğruluğuna işaret eden bir yazı yazmış. Biz de %75'in çıkmazlarına değinip, şimdi foallerin ikramiyenin %100'üne koşmaları gerektiğini savunacağız.

Olayın iki boyutu var. Birincisi TJK, yani yetiştiricilikte kendi aygırlarının kullanılmasın arzu eden yarı-tekel olarak nitelendirebileceğimiz bir oluşum. İkinci boyutu ise özel haralar ve yetiştiriciler.

Murat Akyer'in yazısında değinmiş olduğu temel nokta foallerin ikramiyenin tamamına koşması durumunda Türk atçılığının 2023 hedefini sarsacağıdır. Burada çeşitli sorular sorulmalıdır. Hedef neden 2023? Neden 11 yıllık bir süreçte beklemeliyiz? 2023 Türk atları(?) Avrupa'da ve dünyada ilk sıralara çıkmazsa foallerin %100'e koşması desteklenecek mi?

Bir diğer muğlak nokta %75 uygulaması kalkınca TJK'nın aygırlarına kimsenin rağbet etmeyeceğidir, bu şekilde savunuluyor. Ancak sistemin kendisinin yanlış olması ihtimali üzerinde durulmuyor. TJK'nın yetiştiricilikte, yerli yetiştiricileri kendisine mahkum etmesi ne denli etiktir? TJK'nın asıl amacı foalleri %75'e koşturup kendi aygırlarına para kazandırmak mıdır, yoksa Türk atçılığını iler taşımak mıdır?


Ülkemizdeki yetiştiricileri korumak adına,atçılığımızın yerinde saymasına göz yummak ne kadar doğru, bilemiyorum. Sistemin başarısız olduğu aşikar. Eğer ki amacımız yurt dışındaki atlarla rekabet edebilecek seviyeye gelmekse, bunu ne mevcut aygırlarımız, ne mevcut kısraklarımız, ne mevcut sistem gerçekleştirir. Ama eğer ki amacımız yetiştiricileri, yerli atçıları korumaksa o zaman foallere daha da sınır getirelim %50'ye koşsunlar, yabancı kısrakların ülkemizde doğan tayları da %75'e koşsun. Uç örnek.

Bununla birlikte atçıların daha çok para kazanmasını nasıl sağlarızda değil, Türk atçıları nasıl daha iyi atlar koşar düşüncesindeyim ben. İşler aynen devam ederse bir Grand Ekinoks, bir Sabırlı, bir Pan River çıksın diye senelerce bekleriz kendi dünyamızda, o at yıllar sonra çıktığında yurt dışında bir yarış kazandığında atçılığımız süper, çok iyiyiz, asarız, keseriz, biz bu işi biliyoruz diye kendimizi kandırırız yine. Enternasyoneller'de handikap puanları, bizim atlarımızın şişme handikap puanlarından aşağıda olan atların yanında tabela yapamadığımızda da 2 gün yas tutarız. Nasıl olsa geri kalan 363 gün bizlerin.


Akıllara yine bazı sorular gelecektir. Onlara da ışık tutalım. Atçılıkta miliyet var mı? Foallerin yetiştiriciliğimize katkısı olacak mı? Foallerimiz yurt dışında başarılı olsa sevinir miyiz?

Atçılıkta kimlik, milliyet gibi kavramların olduğunu kabul etmiyorum. Eğer ki 'Türk' atlar istiyoruz o zaman Strike The Gold'dan, Lion Heart'ta Okawango'dan yetiştirdiğimiz atları Türk olarak tanımlayamayız, babaları Türk değil sonuçta. Zira öyle bir şans da yok, hiç bir ülke için.

Foalleri sadece ülkemizde koşacak olan atlar olarak düşünmeyelim. Devamında baba ve anne olarak Türk atçılığına katkı sağlamaya devam edecekler. Yanında 'usa' yazabilir ama yavrusunda o ibare yazmayacak. Eğer ki Türk yetiştirmelerine gerçekten önem veriliyorsa 2. jenerasyonda zaten bu foaller üzerinden Türk atları yetiştiriyor olacaklar. Zaten kısa vadeli düşünüldüğü için sorun oluyor. Yetiştiriciler de uzun vadede daha iyi atlar yetiştirip, daha iyi paralar kazanabilecekler, temel kıstasları para ise.

Diğer bir konu yurt dışındaki atlarla rekabete girildiğinde hangi duygulara bürüneceğimizle ilgilidir. Aslında çok da karmaşık değil. Ribella, atıyorum, koşsa Musir'i geçse sevinmeyecek miydik? Mary Ellenlar, Akındayımlar, Ribellalar yabancı atları geçtiğinde, Win River Winler, Dinyeper'ler Dubai'ye gittiğinde Türk atları demiyor muyduk onlara? Enternasyonellerde kazandıklarında, Türk atları kazandı demiyor muyduk? Önemli olan atın, hangi ülke adına koştuğudur.

Foallerin getirilmesi geçici değil, kalıcı bir çözümdür. Aslına bakılırsa bu bir çözüm de değil, olması gerekendir. Yarışçılığımızın ileri gitmesi için bu müdahale yapılmalıdır!

12 Eylül 2010

Enternasyonel Yarışları Değerlendiriyoruz


Geçtiğimiz hafta yapıldı Enternasyonel Yarışlar. Topkapı ve Boğaziçi Koşuları'nın 20.si düzenlendi. Avrupa'nın saygın yarışları arasına girme amacı taşıyan bu koşularla beraber Malazgirt, İstanbul, IFAHR ve Anadolu Koşuları gerçekleştirildi. Sonuçlar ise bizim açımızdan arzu edildiği gibi sonuçlanmadı. Geçen sene 6 yarışta sadece Turbo birincilik elde edebilmişti. Bu sene de 6 yarışta sadece Derviş Ağa birincilik elde edebildi.

Yarışları tek tek değerlendirmeye gerek yok. Çünkü elle tutulur hiç bir taraf yok maalesef. Birincilik sayımızın 1, evet. Ama tabelaya giren at sayımız. Orada durum nasıl? Anadolu Koşusu, Derviş Ağa birinci, Boom Boom üçüncü. IFAHR Koşusu, Gelibolu üçüncü. Malazgirt Koşusu, Mertkal dördüncü. İstanbul Koşusu, tabelada yokuz. Boğaziçi Koşusu tabelada yokuz. Topkapı Koşusu, tabelada yokuz. 6 yarışa katılan 23 atımız var, 24 adet tabela pozisyonu var. Atlarımızdan sadece 4'ü tabelada yer bulabiliyor. 20'si onlardan 4'ü bizden. Oran olarak 5 katımız.

İstanbul Koşusu'nda kazanan Vanjura'ya en yakın atımız Actionmax. Aradaki fark ise 1.3 saniye civarında. Adonise'nin Boğaziçi Koşusu'nda birinci olan isim Indian Days ile arasındaki fark ise neredeyse 2 saniye.

Pressing ise zaten ülkemizde tez konusu olur. Topkapı'nın 'padişahı' oldu. Son 3 senede birinciliği kimselere kaptırmadı. 3 sene ardı ardına bu koşuyu kazanarak tekrarlandığını büyük ihtimalle göremeyeceğimiz bir başarı örneği sergiledi. Şimdi de aygır olarak alacağız büyük ihtimalle. Sahipleri sadece Türkiye serüveninden 3 milyon liraya yakın para kazanmış olacak.

Bu seneki yarışlarda ortaya koyduğumuz performans apaçık ortada. Tablo ortada iken başarısız olmadığımızı söylemek atçılığımıza kötülük yapmak anlamına gelir. 5 yarışta geçildik, 3'ünde tabelaya giremedik. Başarısız değiliz diyenler, hangi duruma başarısız derler acaba. Sadece bu yarışlarla atçılığımıza başarısız damgası vurmak, evet haksızlık ve yanlış olur. Ancak çok sayıda iyi at çıkaramadığımız, çıkan atları koruyamadığımız, uzun mesafede yıllardır bir süreklilik yakalayamadığımız aşikar. Dayanıklılık, süreklilik ve istikrar bu nedenle çok önemlidir. Bu nedenle Bold Pilot, Trapper, Grand Ekinoks, Sabırlı, Ribella gibi safkanlar şampiyon atlardır, bu nedenle yarış seveler bu atları unutamaz.

İşin diğer tarafı da geçildiğimiz safkanlar. Kaç tanesi Avrupa'da söz sahibi, kaç tanesi üst düzey bu atların? Orta düzeyde sayabileceğimiz bu atlarla rekabete bile girememişiz. Ülkemizdeki bu yarışlara iyi atlar gelmediği için yakınılıyor sürekli olarak. Enternasyonel Yarışlarımız'ın yapıldığı tarihlerde, öncesinde ve sonrasında Avrupa'da da önemli yarışlar oluyor. Program sıkıntısı olduğu aşikar. Ancak yabancı eküriler getirdikleri mevcut atlarla bile burada fırtına estiriyor. Neden daha iyi atlar getirsinler ki?

Bir de Enternasyoneller için yapıl(may)an reklamlar var. Kimin haberi vardı bu organizasyondan zaten at yarışıyla ilgilenenlerin dışında. Nerede haberi yapıldı Enternasyonellerin, nerede reklamı vardı? Belki uçuk bir düşünce ama Enternasyonel Yarışlar yapılırken ülkemizde Dünya Basketbol Şampiyonası yapılıyordu. Çok sayıda turist İstanbul'daydı. Acaba salonlara reklam vermek, halkımızla beraber o turistleri de Veliefendi'deki Enternasyonel Yarışlar'a çekmek hiç düşünüldü mü? Reklamı olsaydı gelirlerdi demiyorum, önemli olan düşünülüp, düşünülmediği. Ondan sonra Racingpost'ta çıkan haberlerle kendimizi kandırmaya çalışırız. Daha da kötüsü aslında yarışseverlerin Veliefendi'ye gitmemesi. Bunun nedeni aslında basit. Şampiyonlar koştuğu sürece Veliefendi dolar. Bir Turbo koşuyor olsaydı oradaki atmosfer çok farklı olurdu. İnsanlar iyi atlar izlemek istiyor. 'Baş' atlar çoğalmadığı sürece Veliefendi sadece Gazi Koşuları'nda dolan bir yer olarak kalır.

Son olarak tekrar ana konuya dönelim. Düşünmeye, eksiklikleri, yanlışlıkları gidermeye çalışmaya başlamalıyız. Başarısız olduğumuz şu son iki seneden sonra hala her şey normalmiş gibi davranmaktan vazgeçilmeli. Mesela geçen sene Pan River Dubai'de fırtına gibi esti. Yanlış yapılan ise bu başarının Türk Atçılığı'na mal edilmesiydi. 1 atın yurt dışındaki başarısı onun özel bir at olduğunu gösterir, atçılığın çok iyi olduğunu göstermez. Çıkan iyi atlarla gerçeklerin üstünü kapatmaya çalışıyoruz. O nedenle işe bazı şeyleri kabul ederek başlayalım. Bu şekilde devam etmek Türk Atçılığı'nı kaderine terk etmekten başka bir şey değildir.

12 Mart 2010

11 Mart: Ribella Gözlerini Açtı

11 Mart 1999

Türk Yarışçılığı'nın görmüş olduğu en iyi kısraklardan bir tanesi olan Şampiyon Ribella doğdu. Koştuğu 61 yarıştan 27'sini kazanan, bir çok başarıya imza atmış, adını pistlere altın harflerle kazıyan Ribella'nın doğum gününü kutluyoruz. Umarız vereceği yavrularla atçılığımıza hizmet etmeye devam eder.

14 Şubat 2010

Geçtiğimiz 14 Şubatlar: Kafkaslı & Ribella

14 Şubat 2006

4'lülüğe dönen Kafkaslı Adana kumunda sezona devam etmektedir. Adana kumunda çıktığı ilk yarıştan sonra birincilik yüzü göremeyen Şampiyon ardı ardına 3. kez Adana kumunda mağlup olur. Buradan izleyebileceğiniz yarış Zarahan, Ateştopu, Sonperde, Kafkaslı sırasıyla biter.

14 Şubat 2002

Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iyi atlarından biri olan Şampiyon kısrak Ribella pek alışkın olmadığımız bir yarış koştu. İzmir'de 1400 metre kısa vade yarışta enteresan olan ise yarışın kum olmasıydı. Üstün kaliteli Ribella yarıştan birincilikle ayrılır. Bu onun son kum yarışı olur. Tekrar çime ağırlık veren safkan daha sonraki yıllarda başarıdan başarıya koşarak, şampiyon olarak jübilesini yapar.

26 Ocak 2010

Dubai'de bir Türk: Pan River




Ülkemizin son yıllarda yetiştirdiği kalite safkanlardan olan 2008 Gazi Şampiyonu Pan River, çıta yükseltiyor. Dubai Yarış Festivali'ne katılacak olan Şampiyon dün Dubai'ye uçtu.

Nevzat Seyok'un sahibi olduğu Red Bishop-Wanganui River orjinli Pan River ülkemizde şimdiye kadar 24 yarış koştu, 9 birincilik, 9 ikincilik, 2 üçüncülük, 4 dördüncülük elde ederek bir kez tabela dışı kaldı. Bu birincilikler arasında Gazi dışında, Büyük Taaruz, Çaldıran, İsmet İnönü Koşuları gibi önemli başarıları bulunuyor.

28 Ocak'ta başlayıp 27 Mart'ta son bulacak Yarış Festivali'nde Pan River'ın ilk olarak 11 Şubat Salı 175.000$ ödüllü 2400m yarışta koşması bekleniyor. Jokeyi ise muhtemelen, Dubai'de bulunan Selim kaya olacak. Selim Kaya Pan River işbirliğinin şimdiye kadar hiç yaşanmadığını görüyoruz. Kazandığı yarışların 5'inde S.Boyraz, 3'ünde N.Şen, 1'inde de Karataş imzası bulunuyor. Pan River'ın 24 yarışında da bu 3 jokey dışında bir tercihte bulunulmadı.

2003'ten beri at gönderdiğimiz Dubai Yarış Festivali'nde 2009'a kadar hiç fire verilmemişti. Bu tarihe kadar Grand Ekinoks, Dinyeper, Dinyeper, Win River Win, Kaneko, Ribella, Sabırlı, Fairson ve Topor katılmıştı. Özellikle Win River Win, Sabırlı ve Ribella bir çok önemli başarıya imza atmış, yarışlar kazanmışlardı. Ancak geçen sene, 2009'da Dubai'de temsilcimiz olmamıştı. Bu sene ise Pan River gidiyor. Ayrıca Pan River, yeni yapılan Meydan Hipodromu'nda start alacak ilk Türk safkan olacak.


Pan River'ın Dubai'de başarılı olmasını, kendisinden önce Dubai'ye giden, çıtayı ve beklentileri üst düzeye çeken büyükleri kadar başarılı olmasını diliyoruz. Tüm Türkiye'nin duaları Pan River'la olacak. Ancak Pan River'ın neler yapıp yapamayacağı konusunda açıkçası bir şey söylemek çok zor. Enternasyonel Yarışlar'da ülkemize gelen yabancı atlara direnebilen tek İngilizdi, Pan River. O yarışını göz önüne getirdiğimizde neden olmasın diyebiliyoruz. Ama çok bilinmeyenli denklem gibi. Sonuçta bambaşka bir ülke bambaşka bir pist bambaşka atlar olacak. Oraya uyum sağlaması, formunun iyi olması gibi bir çok şartın yerine gelmesi lazım. Bu açıdan da Pan River'ın koşacağı yaış son derece önemli olacak. İlerisi için bir çok ip ucu verecektir. Sabırsızlanmaya başladık ve 11 Şubat'ı iple çekiyoruz. Umarım TAY TV ve TJK TV çok güzel programlarla Pan River'ı bizlere izlettirir.


Bol şanslar Pan River.


1 Ekim 2009

Şampiyon Sabırlı Pistlere Veda Etti


Türk Yarışçılık Tarihi'ne adını altın harflerle kazıyan, yakın zamanın belki de en iyi miler atı olan Sabırlı pistlere veda etti. Yarış hayatı boyunca nice zaferle imza attığı Veliefendi çimlerinde yapılan jübile töreniyle yarış hayatına son noktayı koydu.


İstikrarlı yarış yaşamı boyunca 51 kez piste çıktı Sabırlı. Bunların 2'sini Yalçın Akağaç'la, 2'sini S.Boyraz'la, diğer 2'sini E.Yalçın'la, 1'ini Aksın Sözen'le, 1'ini de Dubai'de Spencer ile koştu. Geriye kalan 43 yarışında ise jokeyi Halis Karataş'tı. Bu ikilinin uyumu ve başarısı herkes tarafından kabul edilmişti. Ayrıca bu ikili artık kabul de edilmişti. O kadar alışılmıştı ki bu ikilin birlikteliğine, bülteni alıp Sabırlı'nın koştuğunu gören yarışseverler jokeyine bakma gereği bile duymaz olmuştu.


Sabırlı'nın kazancı 4 Milyon Lira'yı eski paramızla 4 Trilyon'u geçmiş durumda. Şampiyon atın 51 yarış koştuğundan bahsetmiştik. Bu yarışlarda 26 tane 1.lik elde etti. Yani koştuğu yarışların yarısından fazlasını kazanmış oldu. 26 birinciliği; 1 tane Şartlı 2 koşu, 2 tane Kısa Vade, 1 tane Handikap 17 (Dubai'de), 5 tane Grup 1, 6 tane Grup 2, 11 tane Grup 3 koşu oluşturuyor. Bu 16 birinciliğin 24'ünde ise Karataş imzasını görüyoruz. Sabırlı'nın kazandığı ik yarışı olan, hayatının 2.koşusu(S.Boyraz) ve 2004'te koşulan Atıf Esenbel Koşusu(Y.Akağaç) hariç diğer yarışlaı Karataş ile kazanmayı başarmış.


Sabırlı'nın 26 birinciliğini yanında, 10 ikinciliği, 8 üçüncülüğü, 4 dördüncülüğü bulunuyor. 3 kere ilk 4 dışında kaldı, Şampiyon Safkan.


Jübilesini yaptığı Veliefendi çimlerinde 48 kez yarışa çıkan Sabırlı'nın 2 tane Dubai'de 1 tane de Ankara'da koşusu bulunuyor. İstanbul'da çıktığı 48 yarşta 24 birincilik elde eden Şampiyon'un %50'lik bir kazanma oranı var.


Enternasyonel Alan'da da en başarılı safkanlarımızdan biri. Dubai'de Türk Atları'nın harikalar yarattığı 2005-2006 senelerinde, Win River Win, Ribella gibi safkanlarla beraber yarış kazanan Sabırlı ülkemizi en iyi şekilde temsil edip, yurdumuza dönmüştü.


Dubai'deki başarısının yanında, ülkemizdeki Enternasyonel Yarışlar'da da mükemmel yarışlar çıkaran safkan 2007'de Topkapı Koşusu'nda birinciliğe uzanırken yarışın büyük favorisi olan ve ülkemize gelişi büyük yankı uyandıran Caradak'ı geride bırakıyordu.


Birbirinden güzel ve başarılı yarışlar çıkaran Sabırlı'nın bu kadar sevilmesinin belki de bir nedeni sıra dışı yarış stilidir. Starttan,son viraja kadar yarışın hiç biyerinde gitmeyi sevmeyen safkan her zaman grubun en arkasında olmuştur. Jokeyi Karataş'ı uğraştırmayı çok seven Sabırlı düzlüğe kadar sürekli teşvik isterdi. Ancak son düzlüğe çıkar çıkmaz adeta kimliğini değiştirip, inanılmaz sprintiyle yarışları koparmasını bilirdi. İzleyenlere, kendisini destekleyenlere hem adrenalin aşılar hem de yarış zevkinin anlamını her seferinde tattırırdı.


Sabırlı için yazılabilecek daha çok söz var ama ben burada noktayı koyacağım. Böylesine başarılı ve istikrarlı atların nicelerinin pistimize gelmesini umalım. Çünkü Bold Pilot, Yavuzhan, Caş, Fair Tail, Sabırlı, Ribella, Turbo gibi atlar hem yarışları daha zevkli hale getiriyor hem de binlerce yeni insanda at yarışı merakı ve sevgisi uyandırıyor.


Şampiyon Sabırlı'nın yavrularının da kendisi gibi olması dileğiyle...


Hoşçakal Sabırlı, bizlere inanılmaz yarışlar izlettiğin çok teşekkürler.

5 Eylül 2009

Enternasyonel Koşuların Analizi 3

Enternasyonel İstanbul Koşusu

Enternasyonel Yarış Festivali'nin birinci gününün kapanış mücadelesiydi. İlk gün için en çok ümit taşıdığım yarış açıkçası burasıydı. Özellikle Rokoko'nun çok başarılı koşacağına inanıyordum. Kimilerine göre Rokoko iyi koşmuş olabilir, 8.ciliği sürpriz olmamış olabilir. Bana göre gerçek derecesi bu değil. Rokoko'nun bu gruplarda dahi çok daha iyi yerlere gelebilecek kapasitesi olduğunu savunuyorum. Ben hala Rokoko'yu 2 yaşındaki mükemmel sprintleriyle hatırlıyorum. Bundan sonra toparlanmasa da Rokoko benim için her zaman ayrı bir yerde olacak. Yine de biliyorum ki Rokoko Gazi'nin yaralarını sararak, kıa ve orta mesafelerde gerçek kimliğine bürünecek.


Genelde ilk satırlar kazanan ata ve kısa bir özete yöneliktir. Bu sefer Rokoko'ya bir ayrıcalık tanıdık. Gelelim koşuya. Geçen sene Enternasyonel İstanbul Koşusu'nu kazanan Berraksu, ünvanını korumak için çıktığı yarışta yine liderliği alıp, koşuya tempoyu veren isim oldu. Eva's Request ve Wilside hemen Berraksu'nun arkasında yarışı 2 ve 3 olarak götürdü. Rokoko yarışı arka sıralarda takip ederken, yarışın 2.si lan Damaniyat Girl ise yarışı neredeyse en arkada takip ediyordu.


Virajın dönülmesiyle beraber Berraksu'yu ilk yakalayan Wilside oldu. Bu ikili müthiş bir mücadeleye giriştiler. Zaten mücadele aynaya kadar devam etti. Bu iki safkanın dışına çıkan Eva's Request ise çok kolay olmasa da rakipleri geçip fotoya ulaşan ilk isim oldu. Yarışı çok gerilerde takip eden 3 yaşlı Damaniyat Girl ise muazzam bir sprint attı. İçeri dışarı atı çeke çeke, sürekli yol arayarak, sürekli pistte yer değiştirerek sprint adan safkan uygun bir kulvar bulması halinde kesinlikle yarışı kazanacaktı. Seneye ülkemize tekrar gelirse kesinlikle ismi tekrar gündeme gelecektir ve yarışa favori olarak girecektir.


Ön sıralarda tutulan ülkemiz atlarından Chi, Rokoko ve The Rising yarışı birbirlerine çok yakın bitirdi. 3 at dayarışseverleri hayal kırıklığına uğrattı. Nihalim'i ise anlamak mümkün değil. Gazi Koşusu'nda 2. olmuş bir safkan, çok da iyi koşarken o kadar kötü hale geldi ki tanımak na mümkün. Nihalim'in toparlanması lazım. Hele ki Ribella'dan sonra çok öne çıkan bir kısrağımızın olmadığı dönemde...


Ayakta kalan tek safkanımız bu yarışta Berraksu oldu. Zaten o da olmasa, gelen 4 yabancı at tabelayı doldurup ülkelerine dönecekti.


Ben seneye bı yarışta daha şanslı olacağımızı düşünüyorum. Jenerasyonun değişmeye başlaması bu yıl için bir başarı getirmedi. 4'lülüğünde daha oturmuş bir Rokoko öncülüğünde bu jenerasyonla bu tarz yarışlarda daha başarılı olabileceğimizi düşünüyorum. Ancak itiraf etmeliyiz ki bu yarış da bizim için tam bir felaket oldu.
Related Posts with Thumbnails