İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İnceleme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2011

5 Kilo Apranti İndirimi ve Handikap Yarışlar

Aprantilerin, deklare oldukları atta, 5 kilo aşağı yarışa katıldıkları malumunuz. Bu uygulamanın amacı aprantilerin, 100 yarış kazanma barajı altında kalan jokey adaylarının tercih edilebilirliğini arttırmak. Bir başka deyişle onların daha çok şans bulması, başlıca gaye.
Gerçekten de 5 kiloluk apranti indirimi başarıyla uygulandı. 5 kilo gibi muazzam bir fark yaratma şansı at sahipleri/antrenörleri tarafından da benimsendi. Dile kolay, 5 kilo. 63 kilo ile koşacak bir atın, apranti bindirilerek 58 kilo ile yarışa katılması sağlanabiliyor. Düşük kilolarda da bu büyük avantaj sağlama süreci devam ediyor. 50 kilo ile yarışa iştirak eden bir atın, apranti indirimi ile 45 kiloyla koşma şansı oluyor. 45 kiloya tam binen aprantilerin olması, bu aprantilerin çok fazla şans bulmasını sağlııyor. Apranti indiriminin ne kadar etkili olduğunu, aktif jokeylerin, şanslarının azaldığını kendilerinin beyan etmesinden daha iyi anlayabiliriz.
Bizi apranti indirimi üzerine kafa yormaya sevk eden nokta ise handikap yarışları. Hiç kimse apranti indirimi azalsın ya da kalksın demeyecektir. Bununla beraber bu uygulamanın handikap yarışlarda, atların koştukları yarışlarda elde ettikleri dereceler neticesinde oluşan handikap puanları çerçevesinde koşuya katılacak atların kilolarının ayarlanması ve yarışı daha 'adil' başlatma gayesi güden yarışlarda 5 kiloluk apranti indirimi sorun yaratmaktadır.
Handikap yarışlarında atların gücünü eşitlemeye çalışan, atların yarışa katılacağı jokeylerin kilosunu handikap puanıyla orantılı bir şekilde arttıran sistemde 5 kilolul apranti indirimi adaletsizlik kaynağı oluyor. Daha da ileri giderek bu uygulamanın handikap yarışların ruhuna aykırı olduğu iddia edebiliriz.
63 kilo ile yarışa katılması uygun görülen bir atın apranti indiriminden sonra 58 kilo ile yarışa katılması arasında çok ciddi fark var. Hele ki bu yarış handikap yarışsa, atın şansı oldukça yükselmektedir. Bir başka deyişle yarışın 'adil'liği çatlamaktadır.
Benim düşüncem, apranti indiriminin handikap yarışlarda farklı şekilde uygulanmasıdır. 5 kiloluk indirim çok fazla gelmekte ve yarış dengelerini değiştirmektedir. Handikap yarışın ruhuna aykırılık oluşturmaktadır. 2 ya da maksimum 3 kiloluk bir indirim olmalıdır, handikap yarışlarda. Bu şekilde yine aprantilerin handikap yarışlarda şans bulması sağlanabailir. Hem de handikap puanlarıyla orantılı bir şekilde, kilo verilerek dengelenen yarış eskisi gibi olmasa da daha adil hale getirilebilir.

21 Ekim 2011

Sarraf, Cabire, Elmasbike ve Kan Hatları


At yarışlarında atların orjinlerine bakılırken atın kan hattına sahip anne ve babaların eşleştirilmesinden kaçınılır. Bunun en büyük sebebi doğacak olan atın fiziksel olarak sağlıksız olma riskidir. Inbreeding kavramı bu anlamda kullanılır.
Geçtiğimiz günlerde ülkemizde koşan Kaizbert yavruları ile ilgili yazı yazmayı düşünüyordum. Bu atlar, Kaizbert yavruları koşmaları tamamen yasaklanmayan ancak bazı filtrelere uğrayan atlar. Kanları üzerine pek çok söylem var. Bu konu başka bir yazının teması olmakla birlikte yarım kan olduğu düşünülen atların bir dönem altılı dışı ayaklara atılması, bazı atların Batı hipodromlarından sürgüne gönderilmesinden farksızdır.
İncelemelere başladığımda konu giderek dağıldı. Bir anda kendimi ülkemizde Arap atı yetiştiriciliğinde kullanılan ithal kısraklara bakarken buldum. Çok şaşırtıcı bir noktayla karşılaştım.
Sarraf, Cabire ve Elmasbike. Anneleri Malibu Girl. Erdoğan Şenocaklı'ya ait bu 3 atın toplam kazancı 2 milyon liraya dayanmış durumda. Zira yarışları yakından takip edenler bu atların fiziksel özelliklerinin akranlarına kıyasla biraz daha iri olduğunu fark etmişleridir. Özellikle Sarraf son derece büyüktür ve bir atla yarış içinde yanyana geldiğinde iç kulvarında kalan at ekrandan görülmez.
Konuyu uzatmadan sonuca gelelim. Malibu Girl'ün hem annesinin(widania), hem de babasının(monarch ah) babası bir: Viking. Başka bir deyişle Malibu Girl iki kardeşin çocuğu. Fazla fazla akraba. Bu kadar inbreeding olan fakat sakat olmayan (damızlık belgesi verildiğine göre fiziksel olarak sorunlu değildir diye düşünüyoruz) bir Malibu Girl'ün ve dolayısıyla yavrularının kanları hakkında kafalarda çok çok büyük bir soru işareti oluşuyor.

14 Ekim 2011

Atçılıkta Yeni Tartışma: Foaller ve Rantçılık


Aslında yeni bir tartışma değil, yurt dışında doğup ülkemizde koşmaya başlayan atların ilan edilen ikramiyenin hangi yüzdesine koşacağı.

Hatırlayacaksınız Enternasyonel yarışların hemen ardından bu konuyu dile getirmiştik.
Enternasyoneller'de Ağır Yaralandık, Ama Şimdi İyiyiz !

Daha sonra Yarışsever Manifestosu'nda tekrar altını çizmiştik.
Yarışsever Manifestosu

Murat Akyer'in Yarış Dünyası'nda çıkan yazısına cevap niteliğindeki yazımızı da 8 Ekim tarihinde sizlerle paylaşmıştık.
Foaller %75'e Koşsun'un Açmazları

Yine Murat Akyer'in bu hafta Yarış Dünyası'nda çıkan foallerin %100'e koşması talebini dile getirenleri rantçı olarak nitelendirmesi, buna karşılık da Atahan Zilcioğlu'nun 12 Ekim'de Vatan Uzak Ara ekinde kaleme aldığı Kim Rantçı? yazısıyla konu bir anda atçılık gündeminin ortasına yerleşti. Şimdi bu iki yazıyı değerlendirip kendi fikirlerimizi sunalım.

Öncelikle şunu belirtmek isterim ki Türk atçılığının akıbetini son derece etkileyecek bir konu hakkındaki tartışmada 2 taraftan birini "rantçı" olarak sıfatlandırmak kabul edilemezdir. Statükonun devamı, sektördeki paylarından mutlu olanlar sistemin devamını isteyebilirler. Bunun tam aksini savunanları rantçı ilan etmek ne kadar etik? Atçılık camiasında bölünme dahi aratabilecek bu söz kullanılmamalıdır. Sıkışılan durumda çamur at izi kalsın matığı ile farklı fikir savunanlara 'çamur' atmak ne kadar doğru? Çok uzağa gitmemek lazım. Şahsen ben. Ne atım var ne yetiştiriclik yaparım. Benim Türk atçılığının ilerlemesi dışında başka nasıl bir isteğim olabilir? Ben bunları yazarak hangi rantın peşinden koşuyorum?

Bu tartışmalar, yıllarca kapalı kapılar arkasında at yarışlarını yarışseverlerden saklayanlar için de kırılma oluyor. Bu sayede yarışseverler hem bilgilenmeye devam ediyor, hem de tartışmalara dahil olabiliyor.

Yarış Dünyası'nda çıkan bu haftaki yazı uzun olmasına rağmen bir kaç temel nokta etrafında dönüp durmakta. Birincisi foallerin %100'e koşması durumunda at sayısının çoğalacağı, ikramiye oranlarının değişeceği, ikincisi de yetiştiriciliğimizin öleceği.

Şu ayrımı da yapabilmek lazım: Biz yurt dışından gelen atların %100'e koşmasını talep ediyoruz. Dışarıdan serbestçe at getirilsin, tüm engeller kalksın demiyoruz. Savunduğum konu 2 yaşını girmemiş, başka bir deyişle 2 yaşının altında iken ülkemize gelen atların ikramiyenin %100'üne koşmasıdır.

At sayısının fazlalaşacağı üzerine bir söylem geliştirmek ise tamamen geçersizdir. Sayılarla yazıyı karmaşık hale getirip sizi boğmayacağım. Dünyadaki örnekleri incelediğinizde, yılda sahaya gelen atların ve koşan atların sayısının, özellikle büyük atçılık ülkelerinde, bizdekinden çok çok daha fazla olduğunu söylemeliyim. Niceliksel artışın olmadığı yerde niteliksel kalite sağlanamaz. Şu şekilde, doğan 10 attan safkan çıkmasını beklemekle 1000 tane at içinden şampiyon atlar çıkmasını beklemek aynı şey değildir.

Ülkemizdeki atların mevcut sayısını korumak ve atçılığımızın yerinde saymasını izlemek bir seçenektir. Diğer seçenek ise daha çok atın yetişebileceği sistemi oluşturup, hara ve çiftlik ölçeklerini genişleterek, yenilerini kurarak yeni atlar için yer hazırlamaktır. Foaller geldiğinde at sayımız artacak diye endişelenmektense, bunun altyapısını hazırlamak neden düşünülmüyor?

Yetiştiriciliğimizin öleceği konusu ise bambaşka bir çıkmazdır. Sonsuza kadar foallerin ithal edileceği düşünülüyor olsa gerek. Böyle bir duruma bütçe dayanmaz. Bir müddet foallerin ülkemize ağırlıklı geleceği gerçektir. Peki bu atlar daha sonra yetiştiricilikte kullanılmayacak mı? Foal atın yarış hayatının bitmesinden sonra bu atlar buharlaşıyor mu? Tam olarak neden endişe edildiği açık değildir.
Şimdiye kadar hiç para mı kazanmadılar? Onlar neden kendilerini yenilemek istemiyor? Yetiştirdikleri atların kalitesinin artmasıyla yurt dışından da taliplerin gelebileceğini neden düşünmüyorlar? Biz gidip İrlanda'dan İngiltere'den at almıyor muyuz? Neden onlar da gelip Türkiye'den at almasın? Bir önceki yazımızdan alıntılayalım: "Foalleri sadece ülkemizde koşacak olan atlar olarak düşünmeyelim. Devamında baba ve anne olarak Türk atçılığına katkı sağlamaya devam edecekler. Yanında 'usa' yazabilir ama yavrusunda o ibare yazmayacak. Eğer ki Türk yetiştirmelerine gerçekten önem veriliyorsa 2. jenerasyonda zaten bu foaller üzerinden Türk atları yetiştiriyor olacaklar. Zaten kısa vadeli düşünüldüğü için sorun oluyor. Yetiştiriciler de uzun vadede daha iyi atlar yetiştirip, daha iyi paralar kazanabilecekler, temel kıstasları para ise."

Atahan Zilcioğlu'nun değindiği gibi Bosporus ithal edildi, ülkemizde başarılı yarışlar koştu. Peki şimdi aygır olarak yetiştiriciliğe hizmet vermiyor mu? Bosporus taylarının çok başarılı olduğunu söyleyip, kaba kumda hep Bosporus yavrularına öncelik vermiyor muyuz? Türk atçılığı bu durumdan kazançlı mı çıktı zararda mı çıktı? Bir de düşünün Bosporus gibi yüzlerce aygır, Ribella'mız gibi yüzlerce kısrak olduğunu... Türk atçılığı ve yetiştiricilik geri mi gidecek? Şimdi soruyorum Türkiye'de hangi yetiştirici elinde Ribella gibi bir kısrak olsun istemez? Eğer ülkemizdeki yetiştiricilerin elinde Ribella gibi şampiyon bir kısrağın tayı olsa o ata ne kadar değer biçerler, ne kadar yüksek paralar isterler?

Olaylara bakış açımızı değiştirelim. Bu konu daha da tartışılacaktır. Yeniden biz de yazacağız.

8 Ekim 2011

Foaller %75'e Koşsun'un Açmazları


Türk atçılığının kanayan yarası nedir? Safkan İngilizlerimizin son yıllarda Enternasyonellerde uğradıkları hüsrana ne yol açmaktadır? Atlarımız neden başarısız oluyor? Bu sorular bir haberle tekrar canlandı. 2012 yılı için foallerin (yurt dışında doğup ülkemize gelen) safkanların, koşu ikramiyelerinin %75'ine koşmasına devam edilmesi kararı alınmış. Bu bilgiyi lideform.com.tr'de Murat Akyer'in 4 Ekim 2011 tarihli yazısından öğreniyoruz. Murat Akyer de bu uygulamanın doğruluğuna işaret eden bir yazı yazmış. Biz de %75'in çıkmazlarına değinip, şimdi foallerin ikramiyenin %100'üne koşmaları gerektiğini savunacağız.

Olayın iki boyutu var. Birincisi TJK, yani yetiştiricilikte kendi aygırlarının kullanılmasın arzu eden yarı-tekel olarak nitelendirebileceğimiz bir oluşum. İkinci boyutu ise özel haralar ve yetiştiriciler.

Murat Akyer'in yazısında değinmiş olduğu temel nokta foallerin ikramiyenin tamamına koşması durumunda Türk atçılığının 2023 hedefini sarsacağıdır. Burada çeşitli sorular sorulmalıdır. Hedef neden 2023? Neden 11 yıllık bir süreçte beklemeliyiz? 2023 Türk atları(?) Avrupa'da ve dünyada ilk sıralara çıkmazsa foallerin %100'e koşması desteklenecek mi?

Bir diğer muğlak nokta %75 uygulaması kalkınca TJK'nın aygırlarına kimsenin rağbet etmeyeceğidir, bu şekilde savunuluyor. Ancak sistemin kendisinin yanlış olması ihtimali üzerinde durulmuyor. TJK'nın yetiştiricilikte, yerli yetiştiricileri kendisine mahkum etmesi ne denli etiktir? TJK'nın asıl amacı foalleri %75'e koşturup kendi aygırlarına para kazandırmak mıdır, yoksa Türk atçılığını iler taşımak mıdır?


Ülkemizdeki yetiştiricileri korumak adına,atçılığımızın yerinde saymasına göz yummak ne kadar doğru, bilemiyorum. Sistemin başarısız olduğu aşikar. Eğer ki amacımız yurt dışındaki atlarla rekabet edebilecek seviyeye gelmekse, bunu ne mevcut aygırlarımız, ne mevcut kısraklarımız, ne mevcut sistem gerçekleştirir. Ama eğer ki amacımız yetiştiricileri, yerli atçıları korumaksa o zaman foallere daha da sınır getirelim %50'ye koşsunlar, yabancı kısrakların ülkemizde doğan tayları da %75'e koşsun. Uç örnek.

Bununla birlikte atçıların daha çok para kazanmasını nasıl sağlarızda değil, Türk atçıları nasıl daha iyi atlar koşar düşüncesindeyim ben. İşler aynen devam ederse bir Grand Ekinoks, bir Sabırlı, bir Pan River çıksın diye senelerce bekleriz kendi dünyamızda, o at yıllar sonra çıktığında yurt dışında bir yarış kazandığında atçılığımız süper, çok iyiyiz, asarız, keseriz, biz bu işi biliyoruz diye kendimizi kandırırız yine. Enternasyoneller'de handikap puanları, bizim atlarımızın şişme handikap puanlarından aşağıda olan atların yanında tabela yapamadığımızda da 2 gün yas tutarız. Nasıl olsa geri kalan 363 gün bizlerin.


Akıllara yine bazı sorular gelecektir. Onlara da ışık tutalım. Atçılıkta miliyet var mı? Foallerin yetiştiriciliğimize katkısı olacak mı? Foallerimiz yurt dışında başarılı olsa sevinir miyiz?

Atçılıkta kimlik, milliyet gibi kavramların olduğunu kabul etmiyorum. Eğer ki 'Türk' atlar istiyoruz o zaman Strike The Gold'dan, Lion Heart'ta Okawango'dan yetiştirdiğimiz atları Türk olarak tanımlayamayız, babaları Türk değil sonuçta. Zira öyle bir şans da yok, hiç bir ülke için.

Foalleri sadece ülkemizde koşacak olan atlar olarak düşünmeyelim. Devamında baba ve anne olarak Türk atçılığına katkı sağlamaya devam edecekler. Yanında 'usa' yazabilir ama yavrusunda o ibare yazmayacak. Eğer ki Türk yetiştirmelerine gerçekten önem veriliyorsa 2. jenerasyonda zaten bu foaller üzerinden Türk atları yetiştiriyor olacaklar. Zaten kısa vadeli düşünüldüğü için sorun oluyor. Yetiştiriciler de uzun vadede daha iyi atlar yetiştirip, daha iyi paralar kazanabilecekler, temel kıstasları para ise.

Diğer bir konu yurt dışındaki atlarla rekabete girildiğinde hangi duygulara bürüneceğimizle ilgilidir. Aslında çok da karmaşık değil. Ribella, atıyorum, koşsa Musir'i geçse sevinmeyecek miydik? Mary Ellenlar, Akındayımlar, Ribellalar yabancı atları geçtiğinde, Win River Winler, Dinyeper'ler Dubai'ye gittiğinde Türk atları demiyor muyduk onlara? Enternasyonellerde kazandıklarında, Türk atları kazandı demiyor muyduk? Önemli olan atın, hangi ülke adına koştuğudur.

Foallerin getirilmesi geçici değil, kalıcı bir çözümdür. Aslına bakılırsa bu bir çözüm de değil, olması gerekendir. Yarışçılığımızın ileri gitmesi için bu müdahale yapılmalıdır!

5 Ekim 2011

Yeni Moda: Arjantin Bandı | Atların Takıları

Atların yarışlarda ve çalışmalarında kullandıkları, hepimizin bildiği takıları vardır. Bunlar genellikle 'Kapalı Gözlük', 'Kulaklık', 'Burunsal' ve 'Dil Bağı'dır. Yıllardan beri kullanılagelen bu takılara hepimiz aşinayızdır. Bu takıların da atların performansına olumlu/olumsuz muhakkak etkisi vardır.

Kısaca kapalı gözlük, rakiplerinden ürken, yarış içinde diğer atlardan çekinen ya da bir atın yanına geldiğinde onu atlamayan safkanlara takılır. Performans artışı sağlar.

Dil bağı yarış içinde dilleri boğaz yoluna kaçan ya da boğazını tıkayıp nefes alıp vermesinde sorun yaratan atların nefes problemini önlemek amacıyla kullanılır. Dilini arkaya kaçıran ve bu nedenle yarışlarda performansı düşen atın ilgilileri bu problemi fark ettiğinde dil bağı kullanımına yönelirler. Takip edenler de bilir, bu aksesuar, dil sorunu olan atlarda 1,2 saniye hatta bazen daha da fazla katkı sağlar.

Kulaklık atın çevresindeki gürültüden korkmamasını, stres yapıp yarış içinde performansının düşmemesine yöneliktir. Bazı atlar yarışseverin tribündeki uğultusundan parlarken, bazıları yarış içindeki nal seslerinden dahi rahatsız olabilir. Kulaklık bu sorunu çözer. Burunsal da genellikle atın yerde, bastığı bölgelerdeki çukurlardan ya da farklı cisimlerden korkmasına engel olmayı amaçlar. Atların göz yapıları insanlar gibi değildir. Koşu içinde yerdeki ufak bir çıkıntıyı dahi uçurum olarak görebilirler. İşte burunsala da bu özelliğini yarış içinde problem edinen safkanlara uygulanır. (Ancak burunsal da deklare edilmemektedir ve bu başka bir yazımızın konusudur)

Tüm bu adı geçen ve kısaca ne işe yaradığını aktardığımız takılar atların performansına direkt etki yapar. Bu nedenledir ki bu takıların uygulanacağı, yarışlardan önce deklare edilir ve yarış programında, dolayısıyla bültenlerde görülür. Yarışseverlerin pek çoğu bu takılarla yakından ilgilenir. Çünkü etkilerinin farkındadır. Dil bağı olmadan koşulan bir koşu ile dil bağı takılarak koşulan bir koşunun at üzerindeki etkisini bilir.

Bizim şimdi değineceğimiz konu, son aylarda ülkemize giriş yapan ve kullanımı da giderek yaygınlaşan Arjantin Bandı'dır.

Arjantin bandının amacı dil bağınının kullanımın amacına paraleldir, solunum yoluyla ilgilidir. Bu bant yarış içerisinde ağzını çok açarak hava yuttuğu düşünülen ya da ağzından, gereğinden fazla nefes alıp verdiği ve bu yüzden performansının düştüğü düşünülen atlara uygulanmaktadır. Ulaşılmaya çalışılan sonuç safkanın burnundan soluk alıp-vermesini sağlamak, ata bunu öğretmektir. Yarış içerisinde doğru solunum yapan ve nefes yutmayan ve kendini hırpalamayan atın başarısı büyük ölçüde artmaktadır.

Dert edindiğimiz ve sorun teşkil ettiğini düşündüğümüz şey ise arjantin bandının deklare edilmiyor olmasıdır!

Atın performansını direkt olarak etkileyen bu takı yarış programında ve dolayısıyla bültenlerde görülmemektedir. Padokta atlar tanıtılırken, pat diye, bir bakmışız atta arjantin bandı var.

Bu hususta acilen yetkili mercilerin çalışma içerisine girmesi ve arjantin bandının da tıpkı kulaklık, kapalı gözlük ve dil bağı gibi takibine başlamaları lazımdır. Bu takılın acilen deklaresini sağlamalıdırlar!

Bu konuyu ,maalesef, ilk dile getiren biz oluyoruz ve ısrarla takipçisi olacağız.

Yarışsever Manifestosu, Madde 45: Arjantin bandı atların performansını etkilemektedir. Deklaresi ve takibi acilen sağlanmalıdır!

3 Eylül 2011

2011 Enternasyonel Malazgirt Koşusu

Bu sene açık yarışlarımıza katılacak yabancı arap atları için bir düzenleme getirildi. Bildiğiniz gibi gelen arap atlarına hep yarım kan damgası vurulurdu. Gerçekten de arap atı ırkı saf kalmamış ve çeşitli ülkelerde farklı kıstaslarla koşular yapılagelmiştir. TJK ülkemize gelen arap atlarının soy kütüğünde 4 jenerasyone bilinme zorunluluğu getirdi. Böyle bir nevi filtre uygulaması başlattı. Zira ülkemizde koşan yarım kanlardan bildiğimiz üzere bu tarz atların genellikle baba tarafları belirsiz oluyor, çoğu zaman da babaları, kanı ehlileştirme operasyonu sonrası kayıplara karışıyordu. Bu konuyu çok fazla uzatmadan sonuca gelelim. Bu da eskisi gibi çok ekstra arap atları beklemeyeceğiz. Yani Amer yavruları gelemeyecek! Yine ekstralar gelecek ama tutarak uzak atanlar olmaz.

Hilal Al Zaman ülkemizde geçen sene IFAHR Koşusu'nda start alıp 4. olmuştu. Görünen yarışlarında 1 yıl içinde 7 koşuda koşup 4 grup yarışta kendini gösteren at, 2 birincilik elde etmiş. IFAHR Koşusu'ndan sonra start aldığı 450.000 Euro'luk Grup1 yarışındaki 6.lığı dışında tabeladen düşmeyen Hilal Al Zama tekrar Türkiye'ye gelirken üst düzey forma sahip. Kazandığı 2 yarışın da kısa mesafede olması Enternasyonel koşuda şansını katlıyor. No Risk Al Maury'nin rakibi.

No Risk Al Maury 2 yıl önce ülkemize gelmişti. 2009'da Enternasyonel Malazgirt Koşusu'nda start almış Turbo ve General'ın arkasında 3. olmuştu. Ülkemizden uzak kladığı 2 yıl zarfında 8 start alan ve bunlarda biri G2, biri G1 olmak üzere 4 birincilik elde etti. Dubai'de 2010 martında 170.000 Euro'luk 2000 metre koşuda 2. oldu. 2011 Mart'ında yine Dubai'de aynı koşuya tekrar katılıp bu sefer 3.lük elde etti. İlerleyen yaşına rağmen istikrarlı koşmaya devam eden başarılı atın ülkemizde birincilik mücadelesine katılacağı şüphesizdir. Kendisini tanıyan jokeyi ve son 2 yılda koştuğu 3 adet 1600 metre startını da kazanarak mesafem bu diyen at koşunun bir numaralı favorisi. Kazanma ihtimali yüksek.

Burning Fancy kariyerine ABD'de start aldığı 4 yarışta 4 birincilik alarak başladı. Daha sonra İngiltere, Fransa ve Dubai pistlerinde önemli yarışlara katıldı. 4'lülüğünde 3 adet Grup 1 koşu koşup, tabela yapamayan Burning fancy daha sonra 13 Ekim 2010'da Linfield'da 5.000 Euro birincilik ikramyeli G3 koşuda birinci oldu. 2011 yılına Şubat'ta Doha'da koştuğu 95.000 Euroluk Grup1 koşudaki 8.liği ile başlayan at, 5 ay ara verdikten sonra 2000 metre çim pistte Newbury'de G1 yarışta 3. oldu. 19.000 biricilik ikramiyesi olan bu koşusundan sonra ülkemize gelen Burning Fancy'nin avantajı 5 yaşında olması. Diğer 2 rakibinin biraz arkasında kalmasına rağmen şans verilmesi gerekiyor.


2 Eylül 2011

2011 Enternasyonel Topkapı Koşusu Değerlendirmesi

Göz bebeği diyoruz. Boğaziçi ve Topkapı. 1991'den beri koşulan bu iki önemli enternasyonel yarıştan diğeri de Enternasyonel Topkapı Koşusu. Biz de bu önemlki koşuda yurt dışında yarışa katılacak yabancı atları, rakipleri inceleyelim.

Dream Eater'la başlıyoruz yolculuğa. Tanıdık bir isim. 2 senedir geliyor Topkapı Koşusu'na. 2009 ve 2010 yıllarında bu önemli koşuda 2 kez 2'lik elde eden ve 2 yarışta da Pressing'e çarğılan safkan bu sefer tatlı belasından kurtuldu. Pressing olmadan giriyor koşuya. Toplamda 620.000 Euro kazancı olan 6 yaşındaki safkan 32 yarışında 3 kez kazanmış. Buna ek olarak henüz Grup yarışlarda birinciliği mevcut değil. Yine de önemli yarışlarda tabela başarıları safkanı şanssız olarak nitelendirme şansımızı ortadan kaldırıyor. Her şeye rağmen yarış kazanma özelliği düşük olması nedeniyle benim arka sırada şans vereceğim bir isim.

Indomito kariyerinde 19 yarış koşup, 3 birincilik elde edip 49.000 Euro kazanç yapmış. Düşük kazanma oranıyla beraber 8 adet grup koşuda koşup Grup 3 koşularda 3.lük ve 4.lük, Grup 2 yarışta 4.lük elde etmiş. Topkapı Koşusu'nu kazanırsa büyük bir sürpriza imza atmış olur.

Invisible Man geçen sene ülkemize bu koşu için gelmiş ve birinci Pressing yaklaşık 1 saniye arkasında 6. olarak ayrılmıştı. Toplam 137.000 Euro kazancı olan safkan, en son Haziran 2010'da Ascot'ta 62.000 Euro'luk yarışı kazandı. 2011 Topkapı Koşusu'na gelirken son 4 yarışında handikap ve class 2, class 3 yarışlar koştu. 15 Haziranda Ascot'ta 62.000 Euro birincilik ikramiyesi olan handikap yarışta 3.lük elde ederken başarısının arkası gelecek izlenimi vermiş fakat 6.000 ve 12.000 Euroluk class koşularda 2. olurken, son yarışında 18 Ağustos'ta 18 atta 15. oldu. Ben Godolphin Ekürisi'nin Enternasyonel Yarışlara gelirken pakete kattıkları bir at olarak görüyorum. Bu sene de tabela mücadelesi verir.

Vagabond Shoes İrlanda yetiştirmesi bir safkan. 4 yaşında, 6 yarış koşmuş, 67.000 Euro kazancı var. 2010'da 2 koşusunu gördüğümüz, 4'lülüğünde 12 Haziran ve 16 Temmuz'da 2 adet G3 koşu koşmuş ikisi de 35.000 Euro birincilik ikramiyeli olmak üzere önce 2. sonra 1.lik elde etti. Buraya formda geldiği açık. Gücü rakiplerine yeter mi? Bir kısmına yeteceği kesin ancak Musır'dan bahsettikten sonra kafamızda şansı netleşecektir.

Musir'i en sona bıraktık. Bu sene Enternasyonel Yarışlar'a gelecek olan flaş safkan. 118 handikap puanı ülkemize gelen safkanlar için üst çıta gibi duruyor. 11 yarış koşan 5 kez birincilik, 3 kez ikincilik, 2 kez üçüncülük yapan Musir, Dubai Meydan Hipodromu'nun gediklilerinden. 27 Mart 2010'da Dubai'de koştuğu 740.000 Euro birincilik ödülü ola Grup 2 koşuda birinciliğe uzanan safkanın kariyer kazancı 1 milyon euronun üzerinde. Bu seneki en dikkat çeken yarışı 26 Mart'ta Meydan Hipodromu'nda koştuğu Grup 1, 3.500.000 Euro birincilik ikramiyesi olan koşuda 12/1 erken bahis oranıyla plaseler arasında şans bulup, yakın ara 7. oldu. 25. Mayıs 2011'de Hong Kong'da koştuğu 560.000 Euro' birincilik ikramiyeli G1 yarışında 1 boydan az bir farkla 3. kaldı. Bu koşusu ardından yaklaşık 3 ay ara veren, fakat ülkemize gelmeden önce 13 Ağustos'ta Newbury'de G2 yarışta 3. olup yarış gören safkan için daha pek çok şey yazılabilir, methiyeler sıralanabilir. Safkan yarışın 1 numaralı favorisi. Kendisiyle 7 yarış beraber koşan jokeyinin kendisini tanıdığını ve uyumlu olduğunu görüyoruz. Bu avantajı olmasa dahi sürdirek bir safkan. Büyük konuşmak at yarışlarında zor ve tehlikelidir fakat Musir'in pazar günü geçilmesi için ekstra şeyler olması gerekiyor.
Şanslı sıralamada Musir tek başına yer alıyor.

2011 Enternasyonel Boğaziçi Koşusu Değerlendirmesi

En son 2008'de Inspector ile kazandığımız, geçen sene ilk 5'e at sokamadığımız, 1991'den beri yapılagelen, Enternasyonel Yarışlarımızın 2 gözbebeğinden biri olan Boğaziçi Koşusu'nu 4 Eylül Pazar akşamı 21. kez düzenleyeceğiz.

Afsare 1 numarayla koşuya katılacak olup, Büyük Britanya menşeilidir. Toplam 8 kez start alan Afsare'nin 2 tane G3 1 tane de G2 yarışı vardır. En önemli başarısı 17 Haziran 2010'sa Ascot'ta katılıp kazandığı yaklaşık 30.000 Euro'luk Listed yarıştır. Katıldığı G3 koşularda ilk 4'e giremezken, ülkemize gelmeden önceki durağı olan New Market'ta katıldığı aynı zamanda Campanologist'in ve Dordogne'nin de katılmış olduğu G2 yarışta ülkemizde haftasonu start alacak bu iki ismi geride bırakarak başarılı bir 4.lük elde etti. Bu koşusuna 6/1'lik erken bahis oranıyla 4. şanslı sırada girip 4. olan Afsare'nin önceki 7 yarışında binen jokeyi K. Fallon ile ve mevcut form durumuyla üst sıralara göz kırpabilir. Safkanın toplam kazancı 65.000 Euro.

Campanologist yurt dışı yarışlarla ufak dahi olsa ilgilenenlerin tanıyacağı bir isim. Ülkemizde aygırlık kariyerine flaş bir başlangıç yapan Okawango'nun baba kardeşi olan Campanologist 6 yaşında. 31 yarışta 9 kez birinciliğe uzanan ve 700.000 Euro'ya yakın kazancı bulunan safkan ülkemize iddialı geliyor. 2007 Ağustosunda start aldığı ilk yarışta maidendan çıkan kalite safkan 9 kez Grup 3 koşu bunlarda bir kez 4. üç kez 3. iki kez 2. ve 2bir kez 1. oldu. 9 kez G2 koşuya katılan Campanologist 2 birincilik elde etti. 9 kez de g1 yarışlarda boy gösteren safkan biri 88.000 Euro, diğeri 79.000 Euro birincilik ikrameyis olan 2 birinciliğe imzasını attı. 2 grup1 birinciliği de 2010 yılında olan başarılı safkanın 2011 yılında henüz birinciliği yok. 2011'e 30 Nisan'da çıktığı Grup2 yarışta bugünkü rakibi Indıan Days'in de katılıp 3. olduğu yarıştan 4. olarak başladı. Goodwood'da katılmış olduğu 29 Temmuz tarihli G3 koşuda 10 at içinde 10. olarak hayal kırıklığı yaratan safkanın geçen seneki performansını bu yıl henüz gösteremediği söyleyebiliriz. Bununla beraber 22 Mayıs 2011'de İrlanda'da katıldığı ve So You Think'in ağır favori olarak girdiği Grup 2 mücadelen 4.5 boy farkla 2. ayrıldığını ilave etmeliyiz. 112.000 Euro birincilik ikramiyesi olan koşudaki başarısını sonraki yarışlarına taşıyamadığını söylesek yanlış olmaz. Ancak 5. olduğu 2 grup2 koşuda da erken bahis oranlarında gerilerde tutulması rakiplerinin güçlülüğüne yorumlanabilir. Her şeye rağmen parlak kariyeri ve kendisiyle pek çok yarışıa katılan dünyaca ünlü jokeyi Dettori ile yarışın favorisi olacakmış gibi duruyor.

Halicarnassus'u ne kadar misafir diye tanıtabiliriz, biraz şüpheli. 2009 Boğaziçi Koşusu galibi, 2010 yılı 4.sü safkanı Karataş aile satın aldı. 2011 yılında 11 kez koşan safkan ağırlıklı olarak (9 kez) hansikap yarışlarda boy göstererek emekli olacağı 2011 Enternasyonel Boğaziçi Koşusu'na kadar yıpranmadan, diri tutulmak istenmiş gibi. Atman formasıyla izleyeceğimiz safkanın aygırlık kariyerini merakla bekliyoruz. Ben yarışta boy göstereceğini pek düşünmüyorum.

Indian Days yarışa son şampiyon olarak çıkıyor. Geçen sene yumuşak pistte 12 liralık ganyanla sürpriz bir birinciliğe imza atan safkan Sri Putra, Buzzword gibi iki kalite ismi geçmişti. Ülkemizde kazandıktan sonra 4 Grup 1, 2 Grup 3 ve 1 tane Grup 2 yarış olmak üzere toplam 7 yarış koşan safkan 28.000 Euro'luk Grup 3 zaferine ve 45.000 Euro'luk Grup 2 yarışta Campanologist'in önünde 3lüğe imza attı. Tıpkı Campanologist gibi Goodwood'da katılmış olduğu 29 Temmuz tarihli G3 koşuda 10 at içinde 9. oldu. Erken bahis oranı o yarış için 1'e 20 olan (Campanologist'in 1'e 9du) safkanın 3 ve 26 Haziran'da çok sürpriz girdiği G1 yarışlarda 5 at içinde 5. olmuş. Toplam kazancı 370.000 Euro olan Indian Days yarışa Campanologist'in direkt rakibi olarak giriyor.

Supersition 2011 Enternasyonel Boğaziçi Koşusu'da değerlendireceğimiz son safkan. Kariyerinde toplam 127.000 Euro kazancı olan ve 16 yarışa katılan Supersition 1'i listed olmak üzere 3 birincilik elde etti. 2 Grup 3, 1 Grup 2, bir tane de Grup 1 koşusu mevcut. Son koşusu olan 86.000 Euroluk Grup 1 yarışta 39/1'lik erken bahis oranıyla sürpriz bir yarış çıkarıp 3. oldu. Pazar günü de kendisine şans yaratmaya çalışacak.

Şanslı sıralama Campanologist, Indian Days, Supersition şeklinde.

Enternasyonel Anadolu Koşusu 2011

Eski adıyla Enternasyonel şimdiki popüler adıyla uluslararası yarış festivalinin ilk gününde son açık yarışı oluşturan Anadolu Koşusu'nu değerlendirmeye başlayalım.

İlk inceleyeceğimiz safkan Amfitryon. İnternet üzerinden bilgilerine ulaştığımız kadarıyla safkanın önemli bir yarışı görülmemekte. Markopolo pistinde çıktığını gördüğümüz yarışlarında zaman zaman birincilikleri olsa da performansının hem detayına inemiyor olmamız hem de mevcut yarışlarının zayıf olması itibariyle ülkemizde fazla ilgi göreceğini ve şans bulacağını söylemek güç.

Emirates Champion ülkemize ilk kez gelecek atlardan biri. 5 yaşlı Haafd temsilcisi olan safkan (ki bu ismi ülkemiz temsilcileri Lily of the Valley ve Alania'dan tanıyoruz) katıldığı daha doğrusu bizim gördüğümüz 9 yarışında 5 birincilik elde etmiş. Her ne kadar kağıt üzerinde handikap yarışlarda başarılı oluyormuş gibi görülse de bu yarışların içinde Dubai Meydan hipodromunda olanlar var. 17 Şubat ve 10 Mart 2011 tarihlerinde Meydan Hipodromu'nda çıktığı 2 handikap yarışı, ki biri 60.000 diğeri 70.000 Euro ikramiyeli, kazanmış. Ülkemize de formda gelen safkanın iddialı geldiği ve başarılı olacağını söylemek güç zor değil. Benim tahminimde 2. şanslı isim olarak ön plana çıkıyor.

Belgian Bill yarış hayatında 9 koşu koşmuş ve 2 birincilik elde etmiş. Handikap yarışlarda zaman zaman başarılı koşan örneğin Ascot'ta Haziran 2011'de, 63.000 Euroluk handikap yarışta 4. olan safkan daha sonra koştuğu 8.000 Euro'luk yarışta 3. olmuş. İstikrarlı olarak nitelendiremeyiz safkanı. Ülkemize 18 Ağustos'ta koştuğu 23.000 Euro'luk Listed koşudaki 4.lüğü ardından gelen Belgian Bill'in tamamen şanssız olacağını söylemek yanlış olur. Fakat gelen rakiplerine göre bir adım geride olduğunu söylemeliyiz.

Dordogne bu yarışta ülkemize gelen, tanıacağımız son fakat en çok parlayan safkan. Belgian Bill'le beraber yarışa katılacak 2 3 yaşlı safkandan biri olan Dordogne kısa yarış hayatına rağmen başaırılı işlere imza atmış. Eylül 2010'da koşu hayatına başlayan Dordogne ilk yarışında maiden'a veda etmiş. 13 Mayıs 2011'de New Market'da katıldığı listed yarışını birincilikle sonuçlandıran safkan, Lingfield'de 7 Mayıs'ta katıldığı Grup 3 yarışında da birinciliğe uzanmış. Daha önce Frankie Dettori, Neil Callan, Kieren Fallon gibi ünlü jokeylerle koşulara katılan Dordogne bu yarışına İstanbul'daki Enternasyoneller'de %100 ilk-iki oranına sahip jokey Alan Munro ile katılıyor. Son yarışında Newmarket'ta Grup 2 bir yarışta yaşça büyüklerine karşı mücadele veren ve 2011 Boğaziçi Koşusu'na katılacak olan Campanologist'in 5. olarak tamamladığı yarışta hemen arkasında 6. olan Dordogne'nin Enternasyonel Anadolu Koşusu'na favori olarak girdiğini söyleyebiliriz. Son yarışında Campanologist ile aynı erkan bahis oranına sahip olduğunu da ekleyelim(10/1).

Ülkemize gelen 4 safkan içinde şanslı sıralama Dordogne, Emirates Champion, Belgian Bill şeklinde.

1 Eylül 2011

Enternasyonel IFAHR Koşusu Değerlendirmesi - 2011

Yarışın ikramiyesi ile lafa başlayalım. 2007'de 100.000 liralık birincilik ikramiyesi ile başlayan IFAHR Koşusu'nda 2009'da 150.000 liralık ikramiye ile zirve yaparken bu seneki ikramiye 45.000 lira. Ülkemizde normal kısa vade yarışlara bile bu ikramiye verilirken G2 yarışa hem de Enternasyel nitelik taşıyan bu yarışa bu ikramiye biraz komik, düşündürücü ve acı verici.

Eğer denirse ki, bu yarışlara yıllarda yarım kanlar hata "3 çeyrek" kanlar geliyor, e o zaman onların yarışa iştirak etmesinin önünü alacaksın. Pedigrilerinde soy kütüğünün kaç jenerasyon bilinmesi gerekliliğinin altını çizeceksin. Bu düzenleme bu sene yapıldığına göre neden acaba bu komik ikramiye söz konusu? Fikri olanların görüşlerini bekliyorum.

Periander yurt dışında özellikle Emirlikler'de grup yarışlar koşan zaman zaman başarı lde eden bir at. Fakat rakipleri daha güçlü.

Theoretically hatırlanacağı üzere geçen sene Enternasyonel IFAHR Koşusu'nu kazanmış fakat protesto sonucu 2.liğe alınmıştı. 2011 yılında 3 yarış koşan ve en son Newburry'de 2000 metrelik Grup 1 yarışta 6. olan Theo, geçen sene ulaşamadığı birinciliği geri almak isteyecektir ve buna yakındır.

Forgehill Cosaque ulaşabildiğimiz 5 yarışı ile ön plana çıkan atlardan. Özellikle 2010 yılı sonunda koştuğu 2000 metre ve 100.000 Euroluk yarıştaki 3.lüğü, yine ülkemize gelmeden önce Ascot'ta koştuğu baba kardeşi Kiss de Ghazal'ın kazandığı Grup 1 koşudaki 4.lüğü ile iyi bir at olduğunu bizlere gösteriyor. Theoreticallt'nin iki rakibinden birincisidir.

Rasikh bu koşuda değerlendireceğimiz son misafir. 8 yarışını görebildiğimiz Rasikh tüm bu koşularını Fransa'da koşmuş. Genellikle uzun mesafelerde koşan Rasikh 10.000 ve 12.000 Euro'luk toplam 4 yarış kazanmış, 3'lülüğünde 2 tane 50.000 Euroluk G1 koşuda 2. ve 4. olmuş. Görünen 8 yarışında ilk 4'ten düşmeyen Rasihk'in ülkemizde ne kadar tutulacağını kestirmek zor. Fakat istikrarlı ve kazanma alışkanlığına sahip atın Forgehill Cosaque ile birlikte Theo'nun rakibi olacağı kanısındayım.

Her ne kadar ikramiye düşük olsa da yine gelen atların ülkemiz atlarına üstünlük sağlamasının normal olduğu düşüncesindeyim.



25 Ağustos 2011

Yarışsever Manifestosu

Bu bir, at yarışlarının gelişmesi adına bir kaç öneri sunuş, fikir beyan ediştir.

At yarışlarında handikap sistemi değişmelidir !

Atların yarışlara katılım şartları değiştirilmedir !

Şartlı koşularda, yıllık bazlı kazançlara değil, bütün kazanca bakılmalıdır !

Bir atın 2 yarışının arası, yani modern tabiriyle 'KGS'si en az 7 olmalıdır !

Bir güne iki yarış programı konulmamalıdır !

Maiden ve Şartlı 1 yarışlarda sakat, sorunlu atları deklare ederek yarış ikramiyelerini katlama girişimlerinin önü alınmalıdır !

Yarışlara katılacak atlar, koşulara kayıt oldukları günden itibaren belli aralıklarla muayene edilmelidir !

Grup yarış kazanmamış olan ve, 100 gün ve daha üzeri gündür start almayan safkanlara apranti bindirilmesi şartı getirilerek aprantilere daha fazla şans yaratılmalıdır !

Atlardan handikap puanı silme yöntemine son verilmedir !

Atların başarı durumlar yıl sonunda değerlendirilip, yeni yarış yılına hak ettiği puanla girmesi sağlanmalıdır !

Handikaperlerin verdiği puanlara itiraz edilememesi maddesi kaldırılmalıdır !

Her atın çim, kum ve sentetik piste ait handikap puanları ayrı ayrı, ayrı birimler tarafından, gerçeklerle bağdaşır şekilde oluşturulmalıdır !

Hayatında kum yarış koşmamış bir atın hem çim hem kum handikap puanı aynı olmamalıdır !

Her atın, yarışı kazanma gayesi ile koşması yolunda önlemler alınmalıdır !

At hazırlama yeri yarış değil, idmandır !

Yarış görme teriminın at yarışlarına ket vurduğu görülmedir !

Tüzükteki ceza maddeleri uygulanmalıdır !

TJK bünyesinde yarışsever birimi kurulmalıdır !

Yarışseverler karar mekanizmalarında söz zöyleme yetkisine sahip olmalı !

Spikerler yarış anlatımlarını bağırarak süslemeye çalışmamalıdır !

Her yarışta bir kazanan, bir de kaybeden taraf olduğu, yarışseverlerin tepkisinin çekilmemesi gerektiği açıktır !

Dopingli atın koşulardan men edilmesi yarışseverin mağduriyetini önleyen bir ceza değildir !

Dopingli koşan atların mağduriyetini yarışsever de taşımaktadır. TJK dopingli koşan atın ilanını takiben, atın kazandığı fakat geri alınacak ikramiyeyi, ilk, bahsi geçen hipodromda yapılacak, yarış gününde tevziye ilave etmeli ve yarışsevere karşı sorumluluğunu sağlamalıdır !

Eğer bir jokey bir ata deklare kilosundan fazla bir ağırlıkla biniyorsa bu durumun mağduriyeti yarışsevere yıkılamaz, atın daha fazla kiloyla avantaj sağladığı iddia edilemez !

İlgili, deklaresinden 2 kilonun da üzerinde at binen jokey ceza almalı, yarışta derece değişikliği yapılmamalıdır !

Jokeylerin bir günlük raporlarla at binmemeleri, belli saat kıstaslarına tabi tutulmalı, yarış saati başlarken jokey belirsizlikleri olmamalıdır !

Protestoların incelenmesi konusunda radikal yenilikler getirilmelidir !

Protesto inceleme işlemler, teknolojinin de yardımıyla tek merkezde toplanmalıdır !

Yarış neticesi değiştirilmesinde atın x atı geçip geçemeyeceği üzerine 'güç' odaklı tartışmalardan vazgeçilmelidir !

Kural kimin kime gücünün yeteceği değil, yarış nizamları çerçevesinde yarışın bitirilmesini emreder. O gün için iyi olan ata, performansı düşük olana faul yapma hakkı verilmemelidir !

Yarış programlarında hangi koşunun, hangi sırada yer alacağı konusu şeffaf olmalıdır !

Az at koştuğu gerekçesiyle, şartlı, handikap yarışların olduğu bir yarış gününde kısa vade yarışı altılı ganyan haricinde tutmak yanlıştır !

Jokeyleri at sahibi olduğu gerçektir. Bu durum inkar edilerek değil, çeşitli çözüm arayışları ile yarışseverin mağduriyetinin önüne geçilmesi şeklinde ilerlemelidir !











1 Temmuz 2011

Kurtiniadis Şampiyon Kalmalı ! vol.2




2 gün önce sinyalleri vermiştik. Aslında bir noktaya gelince kararsızlıkların yaşandığı kesin. Bir ayrıma gelindiği ortada. İlk yol sanırım şampiyon bir ata sahip olan at sahibinin, atın üzerine çok fazla gitmeden, onu üzmeden ilerleyen yaşlarında performansı düşmeye başladığında atını emekliye ayırmaktır. 2. yol ise, çok sinsi bir şekilde, at sahiplerini atların gücü, kuvveti, kalitesi hakkında dürtüp, onlara atı koşmayı daha mantıklıymış gibi gösteren ve atın koşulması ile devam eden süreçtir. 8 yaşındaki Kurtiniadis'in de ben bu arzularla ve inançlarla koşulduğunu zannediyorum. Zira biz, yarışseverler bile atın başarısızlığına üzülüyorsak, atın sahibi de safkanı, hele de Kurtiniadis gibi adını atçılığımıza altın harflerle yazmışsa, kötü koştuğunda üzülecektir. İşin bir kötü yanı da atın başarısız performansı sürdükçe yıllarca uğruna savaştığı namı da zarar görmeye başlayacak. Şampiyonlar şampiyon olarak kalmalıdır. Safkanın geçen seneki Transacoutic yarışından sonra toparlanamadığı ortada. Bundan sonra yarış kazanabilir mi? Tabiki, bu ihtimal dışı değildir, ama çok düşük olasılıklıdır. Kazanabilecek olsa bile koşturulmamalıdır. Geçmişi çabuk unutuyoruz. Bir başka Maracaibo gibi değerli safkanımızı daha kaybetmeyelim. İleride, Kurtiniadis'e yönelik pişmanlıkların olmaması en büyük temennimiz. Ankara'nın kralı, çiminde 10 yarış koşup 9'unu kazanan Kurtiniadis Şampiyon olarak kalmalı.

24 Haziran 2011

Haliç Kupası Koşusu Tahminleri - 2011





Muazzam bir koşu bizleri bekliyor. Astrakhan, Azaraks, Deha, Hayri Baba, Kurtiniadis. Astrakhan inanılmaz karakteri, muazzam sürati, nadir gücü ile son yıllarda saha gelen en iyi kısa mesafe atı, kuşkusuz. Allah nazardan saklasın. Azaraks geçen sene Gazi Koşusu'na kadar parıldayan, Gazi Koşusu'na favori giren fakat istediği sonucu alamayan, daha sonra Başbakanlık'ta hayal kırıklığı yaratan bir attı. Fakat bu sene tekrar sevdiği mesafeye dönmeye karar verince ilgilileri, uzun sevdasından vazgeçip, bir de safkan formuna ulaşınca, son yarışında Astrakhan'a zorlu anlar yaşattı. Astrakhan son 8 yarışı kazandı fakat, son yarışında sallandığı bir gerçek. Azarks'ın temposunu verdiği yarışta, son metrelerde bence üstün karakteriyle rakibini atlayabildi. 1500 ve altı Astrakhan'ın geçilmesinin zor olduğu bölge. Gel gelelim ki bu sefer ikisinin de daha ciddi rakipleri var. Deha kapalı kutu, nasıl bir at olduğu değil ama performansı ile. Kurtiniadis geçen sene bu koşuyu kazanmıştı. Transacoustic'le müthiş bir mücadeleye girmiş, kazanmış ama sonrasında düşüşü başlamıştı. O yarışından sonra birinciliğe hasret, tam bir yıldır. Şampiyon'un sevdiği mesafede, kalitesini ortaya koyarak kaldığı yerden devam ederse beni şaşırtmayacak. Şampiyonların hisleri sağlamdır ve sanki Kurtiniadis bu yarışı kazanmak için hırslanacak. Bir diğer tuttuğum safkan da Hayri Baba. Grup sert. Fakat son yarışında çok kötü yerlerde kalmasına rağmen 'kazanır'a girdi. Hızlı gidecek koşu lehine görülüyor. Bir çizik atmanızda fayda var.







Astrakhan / Hayri Baba / Kurtiniadis

Arjantin Jokey Kulubü Koşusu Tahminleri - 2011





Geçen seneki koşuyu Adonise Selim Kaya ile Kazanmıştı.



2400 metre mesafede, bizleri Gazi gününe doğru giderken yavaş yavaş ısıtmaya başlayacak olan koşuda ön plana Adonise, Hakkar, Inspector 3'lüsü çıkacakmış gibi duruyor. Henüz hiç bir bültene bakmadım ama kestirmek güç değil. 1.58.86 gibi anormal bir dereceyle biten yarıştan 5 at, Inspector, Akdeniz Ateşi, Boğaziçi, Hakkar, Roman Empire ve KKTC Koşusu'nda 2 at, Adonise ve Smerç şeklinde 7 at karşı karşıya gelecek. 2 yarışın toplamda 7 at verdiği bu önemli koşu bir kez daha bizlere uzun mesafede atlarımızın sağlam kalmadığı gerçeğini hatırlatıyor, hatta yüzümüze vuruyor. Çok uzun uzadıya içimi dökmeden, yarışa dönelim. 1.58.86 dedik. Bu yarışın anormal tempolarla geçilmesinden, bu da süratli stile sahip olan atların fazlalığından ortaya çıkıyordu. Led Zeppelin tabiki inanılmaz temposuyla yürüdü gitti. Bu neden Inspector, birinciliği için, Led Zeppelin'e ne kadar teşekkür etse azdır. Eküri koşsalar bu kadar yardımcı olabilirdi. Bu olayın sebeplerine çok fazla girmiyorum. İsteyen buraya tıklayarak detaylı yazıma ulaşabilir. İşin özü şudur ki ben Inspector'ün böyle bir tempoya bir daha girebileceğine pek ihtimal vermiyorum. Akdeniz Ateşi var, yarış çok hızlı gidebilir diyebilirsiniz. Ben geçen yarıştaki tempoya çıkılmasının zor olduğunu düşünüyorum. O yarışın sertliğinden de etkilenmesi muhtemel. Fakat aynı yarışta ayakta kalabilen ender safkanlardan Hakkar, Halis Karataş'ın kendisini özenle bu yarışa hazırlamasıyla şanslı olacaktır. Adonise bu mesafeleri de sever ve Bana göre Hakkar'la beraber ilk iki şansa sahip olacaklar. Yapım gereği favorilerle pek anlaşamayıp, sürprizle yatkın olmam dolayısıyla sizlere, arka planda kalacağını düşündüğüm, 2010 Gazi Koşusu 3. sü, son yarışında toparlandığını gösteren ve İstanbul çimine bayılan Smerç'i önereceğim. Gelirse şaşırmamak gerek;

Adonise / Smerç / Hakkar

28 Eylül 2010

Inspector Halis Karataş ve Tempo Gerçeği


57.si pazar günü gerçekleştirilen TJK Koşusu'nu Inspector kazandı. Bu kez Fuat Çakar ile koşuya katılan Inspector gösterdiği başarılı performansla birinciliğe uzandı. Ancak bu yarışı değerlendirmeyeceğim. Çıkan derece, mesafe ve Inspector'un birinciliği arasındaki bağlantıyı ortaya koyacağım.

Malum, Inspector 2009'daki Başbakanlık zaferinden sonra bir sene suskun kalmıştı. Bu sessizliğini yine bir Başbakanlık zaferiyle bozmuştu. 2009 yılında kazandığı Başbakanlık Koşusu'ndan sonra tam 6 kez İstanbul çiminde 2400'e çıktı. Bunların 5'inde Halis Karataş, birinde Gökhan Kocakaya var.

Analizi yapmadan önce bir şeyi daha belirtelim. Halis Karataş bundan aylar öncesinde Haftaya Bakış programına çıkmıştı. Orada Inspector'le ilgili düşüncelerini de paylaşmıştı. Ve kendisi Inspector'ün kısa sprinte kalan yarışlarda başarısız olduğunu, yavaş giden yarışlarda Inspector'ün varlık gösteremediğini söylemişti. Yani Halis Karataş Inspector için birinciliğe uzanan yolun tempoya girmekten geçtiğini biliyordu.

Ancak bunu dile getirmesi bile başarıyı getiremedi. Karataş Inspector'ün temposunu yarışlarında ayarlamakta zorluk çekti. Bunu nereden anlıyoruz?

Inspector'ün 2400 metredeki yarışlarına bakıyoruz. İstanbul pistinde Gazi Koşusu hariç 13 kere 2400'e çıkmış. Kazandığı yarış sayısı 4. Ve bu noktada çok önemli bir veriyle karşılaşıyoruz. Inspector 2400 yarışlarda 2.27'lik derece içindeki yarışları hiç kaybetmemiş, 2.28 ve üstüne çıkan yarışlarda hiç kazanamamış. Bu da Inspector için 2400 mesafede kazanma şartının 2.27'lik derece olduğu anlamına geliyor. Bir daha tekrarlarsak 2.27'ye inemediği yarışları kazanamamış, indiği hiç bir yarışı kaybetmemiş, 2.28 ve üstünde yaptığı derecelerde ise hiç birinciliği yok.

Biraz karmaşık görülebilir. Ama durum şudur İstanbul'da koştuğu 2400'lük yarışlarda 2.28.00'in altına inerse kazanır, üstünde kalırsa kaybeder. Şimdiye kadarki tablo bunu gösteriyor.

Inspector'un tempoya girmesi gerektiği gerçeği bilinmesine rağmen bu yapılamadı. Fuat Çakar ile koştuğu ilk yarışı da kazanarak mesajı verdi. Bence Inspector kaybettiği yarışlarda formsuz değildi. Ancak Halis Karataş ve Inspector tempo konusunda uyum sağlayamadılar. Bu apaçık ortada.

Karataş'ın kazandığı son Inspector yarışı 2000 metrelik Başbakanlık Koşusu'nda da birinciliği Azaraks ve Invincible Son'ın yaptığı anormal tempo ve yarışın hızlanması getirmişti.

Resme tıklayarak büyütebilirsiniz.

Yukarıda 2 tane trakus özeti var. Biri Fuat'la kazanılan TJK Koşusu, diğeri Halis'le koşulan, Inspector'ün normal pistte çıktığı son yarış olan, Celal Bayar Koşusu.

İlk 400'ünde tempolar arasında 1.5 saniyeye yakın fark var. Bu derece yarış ilerledikçe 2 saniyenin üstüne çıkıyor. Ve bitiriş derecesi farkı tamı tamına 4 saniye*(nin de üzerinde).

Inspector için geçerli olan tempo gerçeğini Karataş ile uygulanamadığını görüyoruz. Yarışı hızlandıran olmadığı koşularda Inspector Halis Karataş ile tempoya girememiştir. Fuat Çakar yarışındaki tempoları teker teker incelediğimizde de bu sonuca rahatlıkla varabiliriz.

Bundan sonraki yarışlarında, koşarsa 2400'lük yarışlarında, Inspector'ün bu derecelere göre nasıl sonuçlar elde ettiğini görme fırsatı bulacağız. Bakalım 2.28.00 eşiği doğruluğunu korumaya devam edecek mi.

*Fark, TJK.org'daki resmileşmiş derece ile belirlenmiştir. Celal Bayar derecesi 2.31.38, TJK Koşusu derecesi 2.27.18'dir. Trakus dereceleri ile resmileşen dereceler farklılık göstermektedir. Bunun nedeni trakus sistemindeki makinanın atların eyer kısmına konulmasıdır.

24 Eylül 2010

Bazıları Kaba Kum Sever | Dynasty


Koşmaya başlayalı daha bir sene olmamış. Ancak öyle bir performans orta koyuyor ki, tutabilene aşk olsun. Kum pistte muazzama yakın bir performans sergileyen Dynasty için bir şeyler yazmamız lazım. Çünkü performansı bunu hak ediyor.

Aslında ismiyle başlamak lazım. Çok beğeniyorum ben ismini. İsim babası kimse kutlamak lazım. Hanedanlık demek Dynasty. Bu yönüyle yarış hayatının ilk yarışından, daha koşmadan benim dikkatimi çekmiş bir at. Gerçi yarış içinde isminin telaffuzunda çok kez yanlışlık yapıldı. İlk yarışında 'dinasti' olarak okundu adı. İlerleyen zamanda spikerler doğrusunu öğrenmiş olacaklar ki 'daynısti'ye döndüler.

İzmir'de koştuğu son koşuda Pansiyon Hara Koşusu'nu kazandı. Golden Sun, My Sea, Doğubeyi, Fairson gibi bu koşuyu kazanmış olan isimlerin arasına adını yazdırdı. Dynasty tartışmasız kaba kumun önemli atlarından biri ve daha iyi olacak.

Gelelim Dynasty'nin o çok övdüğümüz kum performansına. Koştuğu 13 yarışta tam 9 kez fotoyu önde geçmiş. Bir kez 2., bir kez 3., olurken 2 kere de 5. olmuş. Bu demek oluyor ki %70'lük bir kazanma, %85'lik tabela oranına sahip. Bir attan daha ne istenebilir.

Allah ayaklarını düz bastırsın. Umarım yarış hayatı sağlıklı ve uzun olur, biz de Dynasty'yi uzun yıllar izleriz.

21 Eylül 2010

Avrupa'da Bir Türk Yükseliyor: Native Khan | Aracı Ekürisi


Atçılığa yeni girdiğini söyleyebileceğimiz bir eküri Türkiye'de adını duyurmadan sesini Avrupa'da yükseltti. Aracı Ekürisi. Ülkemizde henüz sadece bir atları koşan, 22 Eylül Çarşamba günü de Lily of The Valley adlı safkanları yarış hayatına başlayacak Aracı Ekürisi atçılığa hızlı bir giriş yapıyor.

Ekürinin ayak sesleri ise dışardan geliyor. Aracılar'ın şu anki baş atı konumunda öyle bir safkan var ki Avrupa'da kendinden sıkça bahsettirmeye başladı: Azamour - Viva Maria orjinli Native Khan.

Yarış hayatına 7 Temmuz'da İngiltere'de başlayan tay European Breeder's Fund Maiden Stakes'i kazanarak gündeme gelmişti. Daha sonra 14 Ağustos günü İngiltere Newbury'de koşacak olan safkan yarış öncesinde bu koşudan çıkartıldı. G3 Solario Stakes ise yeni hedef olarak ortaya çıktı ve Native Khan bu koşuda koştu. Sandown'da 21 Ağustos'ta koşulan bu önemli mücadeleyi kazanma başarısı gösterdi. Hedefleri daha da büyüten Native Khan bu önemli birinciliğiyle tüm dikkatleri üzerine çekti.

İngiltere'de Telegraph'tan Guardian'a pek çok ünlü ve saygıdeğer basın organında Native Khan haberleri çıktı. Özellikle G3 birinciliği geniş yer buldu. Antrenörü Ed Dunlop kazandığı yarıştan sonra Native Khan'ın çok önemli bir at olacağına işaret ederken, önlerindeki G1 yarışları değerlendireceklerini söylemiş. Kazandığı G3 Solaria Stakes içinse jokeyi Eddie Ahern'i de överek düzlükte kapandıklarını ama Eddie'nin onları bu durumdan kurtardığının altını çizerek başarısının altını çizmiş. Ayrıca Racingpost'a verdiği röportajda Ed Dunlop, Native Khan'ın önceki hafta yarıştan çıkmasının doğru bir karar olduğunu, ağır çimin safkanı etkileyeceğini söylemiş ve eklemiş; Native Khan 1400-1600 mesafeli yarışların atı.



Native Khan'ın 1809'dan beri yapılan sayılı klasiklerden G1 2000 Guineas Stakes için 1'e 33 oranı, 1'e 25'e çekilmiş durumda. Ve şuanda pek çok sitede erken bahis oranları bakımından 9 ile 11. şanslı at aralığında.



İbrahim Aracı ve kızı Pınar Aracı ile yapılan röportajda eküri güzel mesajlar veriyor. Eküri, Türk Atçılığı'nın Avrupa ile rekabet etmeye çalıştığını söyleyip, daha iyi atları Türkiye'ye getirmek, daha iyi atlar yetiştirerek Avrupa'yla girilen rekabette katkı sağlamak istediklerini belirtmiş. Ve benim her zaman altını çizdiğim noktaya Aracılar da değinerek; "biz bunu yaparsak, diğerleri de aynı şeyi yapacak, çünkü rekabetin olduğu bir düzen var, herkes daha iyisini yapmaya çalışacak." demiş. Yani sektörde taşlar fazla yerine oturmuş durumda. Bu durum atçılığımızın gelişmesini engelliyor. Nasıl bir kaç sene evvel Kurteller sektöre girdi bir kıpırdanma oldu, şimdi de aynı şey olacak. Ne kadar çok yatırım yapan atçı olursa sahada, rekabet de o kadar artar ve mecburen daha iyi atlar getirmeye çalışırlar.

Röportajın devamında atlarının sayısını daha arttıracaklarını ve bir hara kurmayı hedeflediklerini söylüyorlar.

Aracı Ekürisi Native Khan'la adını duyurdu. Umarım Native Khan sakatlıklara yakalanmadan sağlıklı bir şekilde koşar. Adından daha çok bahsettirecek bir safkan. Ekürinin eline böyle bir at geçmesi de onlar için büyük bir şans. Ancak anlıyoruz ki Aracılar bundan sonra çok konuşlacak işlere imza atacaklar. Anlaşılan bu formayı izlemeye alışacağız. Türkiye'deki atlarını da sabırsızlıkla bekliyoruz. Atçılığımıza hayırlı olsun.

20 Eylül 2010

Artık Moda Temposuz Yarış



Bu blog at yarışı ile ilgileniyor. Uzun zamandır hep söylendiğim bir konu vardı. Bazı yarışlardaki kağnı tempoları. Ama bunu hiç burada dile getirmediğimi farkettim. İlk defa şu şikayetçi olduğum tempolarla ilgili yazacağım.

Pazar günü koşulan Safkan Arap Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği Koşusu'nu Fuat Çakar idaresinde yarışa katılan Eryaman kazandı. Eryaman rakiplerini geride bırakırken, yarış hayatındaki ilk grup birinciliği elde etmiş oldu.

Yarışın öne çıkan atı Sarraf 2. oldu. Yaklaşık 3 ay önce Ankara'da Vali Kupası'nda Cangıl ile girdiği inanılmaz mücadeleden birincilik ile ayrıldıktan sonra Sarraf'ta bir düşüş yaşandı. İki atı da kötü etkileyen o yarıştan beri Sarraf yarış kazanamamıştı. Belki Eryaman'ın arkasına elde ettiği ikincilik onun için bir kıpırdama olarak görülebilir. Ağır tempoda yarışa tutunabilen sadece Sarraf oldu.

Eryaman'ın birinciliğinde en büyük faktörün ortaya koyulan tempo olduğu apaçık ortada. Aslında ağır tempo demek yanlış olacaktır. Bahsedilebilecek bir tempo bile yok çünkü. Yarış başlıyor. Eryaman öyle bir tempo koyuyor ki arkadaki jokeyler atların bile tahamülünü zorlayacak şekilde çekmeye çalışıyor. Bir ara Tozan kafasını 90 derece sola çevirmek zorunda kaldı. Arkadaki tüm atlar kantarmada boğuluyor. Eryaman ise düzlük yarışı için önemli avantaj sahibiyken kendisini hiç bozmuyor.

Yarış böyle gittiğinde mesafe 3000 de olsa 4000'de olsa bir şey farketmiyor. Tempoyu kurması onun için bir handikap olmuyor, aksine arkadaki atlar kantarmada efor harcıyor. Yarış son 400-500 metredeki kısa sprinte kalıyor. Öndekilerin de biraz gücü varsa zaten yarışı bitiriyor. Bu durum bu sene bir kaç kez değil defalarca tekrarlandı. Jokeyler de risk alıp yürümek yerine arkada kasılıp olduğu kadarıyla yarışı bitiriyorlar.

Yarışta birincinin Eryaman, 3.nün Sayınbey olması, Besleney, Tozan, Hünerkız gibi atların varlık gösterememesi yarışın kağnı temposu dışında bir şeyden değil.

Bazen bu tempoları yapan, kaçan jokeyler suçlanıyor. Bana göre en masum onlar. Yavaş yavaş gidiyor. Arkadan zorlayan olamzsa neden hızlansın, yarışı riske atsın. Böyle giderek yarışın en avantajlısı oluyor. Fuat da dün yarışın temposunu 13, 13, 13 şeklinde koyarak yarışı bitirdi.

Bu mesafedeki rekorun yaklaşık 5 saniye gerisinde biten bir grup yarışında tempodan başka bir şey konuşmak bana göre yersiz. Ancak bu yarış son olmayacak. Böyle daha çok yarış izleyeceğimize eminim. Bakalım daha nasıl sonuçlar ortaya çıkacak.

12 Eylül 2010

Enternasyonel Yarışları Değerlendiriyoruz


Geçtiğimiz hafta yapıldı Enternasyonel Yarışlar. Topkapı ve Boğaziçi Koşuları'nın 20.si düzenlendi. Avrupa'nın saygın yarışları arasına girme amacı taşıyan bu koşularla beraber Malazgirt, İstanbul, IFAHR ve Anadolu Koşuları gerçekleştirildi. Sonuçlar ise bizim açımızdan arzu edildiği gibi sonuçlanmadı. Geçen sene 6 yarışta sadece Turbo birincilik elde edebilmişti. Bu sene de 6 yarışta sadece Derviş Ağa birincilik elde edebildi.

Yarışları tek tek değerlendirmeye gerek yok. Çünkü elle tutulur hiç bir taraf yok maalesef. Birincilik sayımızın 1, evet. Ama tabelaya giren at sayımız. Orada durum nasıl? Anadolu Koşusu, Derviş Ağa birinci, Boom Boom üçüncü. IFAHR Koşusu, Gelibolu üçüncü. Malazgirt Koşusu, Mertkal dördüncü. İstanbul Koşusu, tabelada yokuz. Boğaziçi Koşusu tabelada yokuz. Topkapı Koşusu, tabelada yokuz. 6 yarışa katılan 23 atımız var, 24 adet tabela pozisyonu var. Atlarımızdan sadece 4'ü tabelada yer bulabiliyor. 20'si onlardan 4'ü bizden. Oran olarak 5 katımız.

İstanbul Koşusu'nda kazanan Vanjura'ya en yakın atımız Actionmax. Aradaki fark ise 1.3 saniye civarında. Adonise'nin Boğaziçi Koşusu'nda birinci olan isim Indian Days ile arasındaki fark ise neredeyse 2 saniye.

Pressing ise zaten ülkemizde tez konusu olur. Topkapı'nın 'padişahı' oldu. Son 3 senede birinciliği kimselere kaptırmadı. 3 sene ardı ardına bu koşuyu kazanarak tekrarlandığını büyük ihtimalle göremeyeceğimiz bir başarı örneği sergiledi. Şimdi de aygır olarak alacağız büyük ihtimalle. Sahipleri sadece Türkiye serüveninden 3 milyon liraya yakın para kazanmış olacak.

Bu seneki yarışlarda ortaya koyduğumuz performans apaçık ortada. Tablo ortada iken başarısız olmadığımızı söylemek atçılığımıza kötülük yapmak anlamına gelir. 5 yarışta geçildik, 3'ünde tabelaya giremedik. Başarısız değiliz diyenler, hangi duruma başarısız derler acaba. Sadece bu yarışlarla atçılığımıza başarısız damgası vurmak, evet haksızlık ve yanlış olur. Ancak çok sayıda iyi at çıkaramadığımız, çıkan atları koruyamadığımız, uzun mesafede yıllardır bir süreklilik yakalayamadığımız aşikar. Dayanıklılık, süreklilik ve istikrar bu nedenle çok önemlidir. Bu nedenle Bold Pilot, Trapper, Grand Ekinoks, Sabırlı, Ribella gibi safkanlar şampiyon atlardır, bu nedenle yarış seveler bu atları unutamaz.

İşin diğer tarafı da geçildiğimiz safkanlar. Kaç tanesi Avrupa'da söz sahibi, kaç tanesi üst düzey bu atların? Orta düzeyde sayabileceğimiz bu atlarla rekabete bile girememişiz. Ülkemizdeki bu yarışlara iyi atlar gelmediği için yakınılıyor sürekli olarak. Enternasyonel Yarışlarımız'ın yapıldığı tarihlerde, öncesinde ve sonrasında Avrupa'da da önemli yarışlar oluyor. Program sıkıntısı olduğu aşikar. Ancak yabancı eküriler getirdikleri mevcut atlarla bile burada fırtına estiriyor. Neden daha iyi atlar getirsinler ki?

Bir de Enternasyoneller için yapıl(may)an reklamlar var. Kimin haberi vardı bu organizasyondan zaten at yarışıyla ilgilenenlerin dışında. Nerede haberi yapıldı Enternasyonellerin, nerede reklamı vardı? Belki uçuk bir düşünce ama Enternasyonel Yarışlar yapılırken ülkemizde Dünya Basketbol Şampiyonası yapılıyordu. Çok sayıda turist İstanbul'daydı. Acaba salonlara reklam vermek, halkımızla beraber o turistleri de Veliefendi'deki Enternasyonel Yarışlar'a çekmek hiç düşünüldü mü? Reklamı olsaydı gelirlerdi demiyorum, önemli olan düşünülüp, düşünülmediği. Ondan sonra Racingpost'ta çıkan haberlerle kendimizi kandırmaya çalışırız. Daha da kötüsü aslında yarışseverlerin Veliefendi'ye gitmemesi. Bunun nedeni aslında basit. Şampiyonlar koştuğu sürece Veliefendi dolar. Bir Turbo koşuyor olsaydı oradaki atmosfer çok farklı olurdu. İnsanlar iyi atlar izlemek istiyor. 'Baş' atlar çoğalmadığı sürece Veliefendi sadece Gazi Koşuları'nda dolan bir yer olarak kalır.

Son olarak tekrar ana konuya dönelim. Düşünmeye, eksiklikleri, yanlışlıkları gidermeye çalışmaya başlamalıyız. Başarısız olduğumuz şu son iki seneden sonra hala her şey normalmiş gibi davranmaktan vazgeçilmeli. Mesela geçen sene Pan River Dubai'de fırtına gibi esti. Yanlış yapılan ise bu başarının Türk Atçılığı'na mal edilmesiydi. 1 atın yurt dışındaki başarısı onun özel bir at olduğunu gösterir, atçılığın çok iyi olduğunu göstermez. Çıkan iyi atlarla gerçeklerin üstünü kapatmaya çalışıyoruz. O nedenle işe bazı şeyleri kabul ederek başlayalım. Bu şekilde devam etmek Türk Atçılığı'nı kaderine terk etmekten başka bir şey değildir.

1 Ağustos 2010

İnönüler'in Rengi Sarı-Kahverengi

El Kaşgar

Gökçenil

2 yaşlı İngilizler'in önemli sınavlarından olan I. ve II. İnönü Koşuları gerçekleştirildi. Dişilere ait olan G3 I. İnönü Koşusu'nda zafer seri stili ile aynaya uzanan Gökçenil'in oldu. Erkeklere ait olan ayağı oluşturan II. İnönü Koşusu'nu aynı stille koşan El Kaşgar kazandı. İki safkan da koşuyu birinci bitirirken, rakiplerine yarışın hiç bir yerinde şans tanımadı, onları 2.lik mücadelesiyle başbaşa bıraktı.

Nisan ayıyla birlikte yarış koşmaya başlayan 2 yaşlı İngilizler'in Grup 3 sınavında alışmış olduğumuz gruplar karşımızdaydı. Daha önce de bir ara gelmiş olan safkanların ilk mücadelesi I. İnönü Koşusu oldu. Gökçenil startla beraber liderliği aldı ve düzlük üzerinde farkı açarak net bir birincilik aldı. Kendisini ön tarafta rahatsız eden olmadı. Ben yarıştan önce ekürilerden Je Taime'in ön tarafa geleceğini tahmin ediyordum ancak bu olmadı. Fuat Çakar da başarılı binişini ekleyince Gökçenil çok değerli olan birinciliğe uzandı. Gökçenil iyi koştu. Arka grup için ise aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Özellikle son koştukları yarışta son metrelerde güzel sprint atarak El Kaşgar'a zor anlar yaşatan Zilcihan ve Supervisoz hayal kırıklığı yarattı. Supervisoz'un üst üste gelen yarışlardan etkilendiğini düşünüyorum. Miss Hawai'nin ikinciliği sonrası tabelayı tamamlayan Nona ve Sweetheart'ın ganyanlarının yüksek oluşu bu grup için ilerleyen yarışlarda sürpriz safkanların birinciliğe imza atabileceğini gösterdi.

II. İnönü Koşusu'nda da benzer sahnelere tanık olduk. Bu sefer sahne alan El Kaşgar oldu. Bana göre bu sezonun en flaş ismi olan El Kaşgar fotoyu önde geçmeyi bildi. Nurettin Şen idaresinde start alan safkan 6. koşusunda 5. birinciliğini elde ederken, kendisine güvenenleri yanıltmadı. İstanbul çim pistinin 2010 yılında kırılmış tek rekorunun sahibi olan El Kaşgar beklentilere çok iyi cevap verdi. İlk yarışı olan 800 metre çim pistte yaptığı 46.40'lık muazzam derecesiyle beraber dikkat çekmişti. O yarışıyla, stilen olmasa da derecesiyle, bana Rokoko'yu anımsatan safkan 2 tane 1100 metrelik çim yarış kazanıp 1200m çim yarışa çıktı. Liderliği Gökçenil'in aldığı 1200m'lik o koşuda ilk kez yarışı önde götüremedi. Düzlükte de yeni tanıştığı kamçılar sonucunda sürekli gezinen ve dağılan safkan yarışı 3. tamamladı. Ancak bir sonraki yarışında geri döndü. Bu koşu olan II. İnönü'de bence en iyi koşusunu yaptı. Arka grubu adeta sirkülase etti. Kendinden emin fuleleriyle birinciliğe koştu. Bu yarışıyla şu ana kadar koştuğu rakiplere bariz bir üstünlüğü olduğunu kanıtlayarak kafalardaki tüm soru işaretlerini silmiş oldu.

Şimdi ise İnönü Koşuları-Gazi bağlantısına bakalım. Bu yazı vesilesiyle son yıllardaki İnönü Koşular'na göz atıyordum. Çok enteresan bir istatistikle karşılaştım. Ufak bir hatırlatma yapalım bu sene koşan safkanlar Gazi Koşusu'na seneye katılacakları için onları değerlendirmeye alamıyoruz. 2009'dan geriye giderek sırasıyla Tonya, Lucky Name, Actionmax, Sun Storm ve Alayel son 5 senede I. İnönü Koşusu'nu kazanan isimler. Erkeklerde ise son 5 yılın İnönü galipleri Worldpoint, Can Ali, Tony Montana, Cheetah Flight ve Ezbiderli. Geçtiğimiz 5 yılda yapılan İnönü Koşuları galiplerinin, yani bu 10 safkanın Gazi Koşusu'na katılmadığını/katılamadığını görüyoruz.

Bir de genel duruma bakalım. 2010 Gazi Koşusu'na, 2009'da yapılan I.İnönü Koşusu Mystical Storm ve Bambino'yu, II. İnönü Koşusu Sultans of Swing'i verdi. 2008'de yapılan I. İnönü Koşusu Rokoko'yu, II. İnönü Koşusu Quick Finish ve Rich and Handsome'ı Miramis'in şampiyon olduğu Gazi'ye taşıdı. 82. Gazi Koşusu'na I. İnönü'den at gelmezken, II. İnönü sadece Abhazyalı'yı çıkardı. Inspector'ün kazandığı 2007 Gazi Koşusu'na I. İnönü yine at vermezken, II. İnönü Cheetah Flight'ın arkasında 3. olan Hokkaido'yu yarışta gördük. Hızelbeyi'nin kazandığı 80. Gazi Koşusu'nda ise bu heyecana, I. İnönü'den katılan olmazken, II. İnönü'den Mummys Love ve Prima Luce ortak oldu.

Ufak bir oranlama yaparsak geçtiğimiz beş yılda, 2005,06,07,08 ve 2009 yıllarında I. İnönü Koşuları'na toplamda 51 safkan katılmış. Bu 51 safkandan sadece 3 tanesi Gazi Koşusu'na katılmış. I. İnönü'den Gazi'ye gelme oranı %5.88 olmuş. Ayrıca 05-07 yılları arasında katılım hiç olmadı. Buna karşın 2009 yılında I. İnönü Koşusu'nda başarısız bir sonuç elde eden Mystical Storm, katıldığı Gazi Koşusu'nda şampiyon ünvanını elde etti.

Erkek atların tarafına bakarsak II. İnönü'ye geçtiğimiz beş yılda toplamda 41 safkan koşuya iştirak etmiş. 42 safkandan Gazi Koşusu'nda da koşmuş olanların sayısı 7. II. İnönü'den Gazi'ye gelenlerin oranı son 5 yıl için %17 olarak gerçekleşmiş.

Bu bilgi bize açık olarak gösteriyor ki I. ve II. İnönü Koşusu'ndan sonraki süreçler Gazi Koşusu yolunda çok etkili. Mesafe tutmaları, form durumları, 3'lülüğe nasıl döndükleri, daha önemlisi 3'lüye dönebilmeleri, yeni rakipler gibi faktörler ve daha fazlası harmanlanınca ortaya farklı neticeler çıkıyor.

Tekrar bu seneye dönelim. İlgin bir tesadüfle, Gökçenil de El Kaşgar da sarı-kahverengi forma renkleriyle pistte rüzgar gibi estiler. Bu iki atın gelecek yarışlarını şimdiden merak ediyorum. Hem Gökçenil'i hem El Kaşgar'ı, jokeylerini ve ilgililerini tebrik ediyorum. Temennim başarılı yarışlarını izlemeye devam etmemiz yönünde.

Bakalım 2010 yılı İnönüleri'nden seneye yapılacak olan 85. Gazi Koşusu'na kimler katılacak, ne gibi notlar çıkaracağız. Bunları bize zaman gösterecek
.
Related Posts with Thumbnails