Koşunun Ardından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Koşunun Ardından etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Ocak 2012

Planlı Yarış Koşma ve Zıttı Aydemirhan


Aydemirhan'ın yarışlarının üstüste geldiğini bir kez daha bloga taşımıştık: Cumhurbaşkanlığı ve Aydemirhan
Üstünden çok da uzun bir zaman geçmeden bu konuya tekrar değinme gereği duyuyoruz. Zira safkanın durumu yarışseverleri tedirgin eder hale geldi.

10 Aralık 2011

Colombiana


2011 yapımı bir filmin ismi. İlgilileri oradan mı esinlendiler bilemiyorum. Bildiğimiz bir şey var ki bugün Veliefendi'de yarış hayatına başlayan Colombiana'nın oldukça önemli bir pedigrisi var. Biz de Colombiana'nın ilk yarışı için Veliefendi'deydik.

30 Ekim 2011

8 Günde Zirveye! | Sakarya Galibi Kopenhag




2011 Sakarya Koşusu'nun bizleri hayal kırıklığına uğrattığını dünkü yazımızda belirtmiştik;
Geriye Gitmeye Devam

Yarış bugün koşuldu. İstanbul 'akşam üstü' yarışlarında sürprizlerin bolca yaşandığı günde Sakarya Koşusu ganyan yönünden programın üst noktaya ulaşmasını sağladı. 19.40 liralık ganyanı ile net sonuncu şanslı isim olan Kopenhag Sakarya Koşusu galibi oldu.

Kopenhag'ın ileride nasıl yarışlar koşacağı şu aşamada bizim derdimiz değil. Son yıllarda hep üst düzey mücadelelerin yaşandığı ve başarılı atların kazandığı, 2 yaşlı İngilizler için önemli derbilerden biri olan Sakarya Koşusu'nu yarışın en düşük handikap puanlı atı (50) kazandı.

Daha da ilginç tarafı bu yarışına kadar 7 kez start alan, koştuğu 2 kısa vade yarışta 6. ve 7. olan safkan bundan 8 gün önce maiden'a veda etti.

8 gün önce Ankara'da hayatının ilk birinciliğini kazanan Kopenhag, 8 gün sonra İstanbul'da 2 yaşlıların önemli sınavında birinciliğe uzandı. Bir başka deyişle, 1 hafta içinde zirve yaptı ve 120.000 lira ikramiyenin sahibi oldu.

Buyrun buradan yakın.

22 Ekim 2011

Müşterek Bahis Harici Uygulaması Acilen Geri Getirilmeli !




Müşterek bahis harici koşma uygulaması (MBH) ülkemizdeki yarışlarda yıllarca uygulandı. Daha sonra bu uygulamanın hukuki bir bağlayıcılığı olmadığı, başka bir deyişle kanuni bir dayanağı olmadığı, tüzükte yer almadığı ortaya çıkmıştı. Yıllarca uygulanagelen, bir teamül kuralı olmuş anlayacağınız. Ancak MBH'ın kalkmasından bugüne kadar bir çok kez yarışsever mağdur oldu. Bugün akşam İzmir koşularında yaşananlardan sonra gündeme tekrar getirmemiz şart.

Öncelikle Raspberry'i değerlendirelim. At kaç yarıştır starttan çıkıyor sonra aniden duruyor. Sonra koşar mı koşmaz mı fal bakmak gerek sanırım. Son 3 yarışta bir kez 3 bir kez 5 lira ganyanla koştu. Yarışsever mağdur.

Ezra bir diğer atımız. İstanbul'da son yarışlarında düzlüğe çıkıyor sonra yarışta yok. Atın kantarmayı kitlediği, bu nedenle jokeyini hareketsiz kalmaya mecbur ettiği söyleniyor. Bugün İzmir'de koştu. Virajı rahat döndü, sonra yine jokey atı itemedi, 2 kamçı vurdu, sonra at yok. Son 6 yarışında 2 kez 1 lira küsür ganyan ile koştu. Mağdur yine yarışsever.

Suzira. Bir yarışına 50 metre, bir yarışına 40 metre geç başlıyor. Bazen hiç başlamıyor. Bugün son koşuda yine starttan çıkmadı. Yarışsever ne yapmalı? Yazıp, at starttan çıksın diye çiftetelli mi oynasın, yoksa yazmayıp bugün de startta kalsın diye mi beklesin!

Çözüm çok ama çok açık. MBH uygulaması geri getirilmelidir. Yarışseverin mağduriyeti önlenmeli ! Problemleri olan atlar, problemlerinin giderildiği koşu esnasında görülene kadar MBH koşturulmalıdır. Eğer ki at tekrar problemlerini tekrarlıyorsa 3 ila 6 ay arasında MBH koşturulmalıdır. Bu süreçte antrenöre ceza verilip-verilmemesi tartışılabilir. Ancak diğer atlarla haksız bir rekabete girilmesini önlemek adına MBH koşan atlar, ilan edilen ikramiyenin %50-%60'ına koşmalıdır. Bu şekilde atların ilgilileri sorunu çözmeye uğraşırlar. Hiç bir kayıpları olmadan papatya falı açar gibi atı koşturmaya devam etmezler, MBH'ın getirdiği rehavete kapılmazlar.

En nihayetinde söyleyeceğimiz tektir: MBH geri getirilmeli, yarışseverin mağduriyeti önlenmelidir !

17 Eylül 2011

Kara Kaplı Defter | Veritas - Gladius

16 Eylül 2011
Veliefendi
Kara kaplı deftere yazacağımız ilk at Veritas. Ne kadar gözden kaçar, tabi onu bilemiyorum. Sonuçta dün için 2. oldu. İlk 400'ün 26'yla geçildiği yarışta, önde Fuat Çakar'la kaçmakta olan White Junior'ın sürekli temposunu zorlayan Veritas, 2. 400 metrelik dilimin 22 saniyede geçilmesine sebep oldu. 3. 400'lük dilimi 24 saniye civarında geçen bu ikili yarışın da 1.55.00'in altında bitmesine neden oldu. Bu hızlı tempoya rağmen yarıştan 2. olarak ayrılan Veritas'ı takibe alalım. Dün için Midas Touch'a tempo yüzünden geçildiğini düşünüyorum. Bu gibi gruplarda koşacağı ilk yarışını kazanması muhtemel.
Gladius bugünden aktaracağımız 2. safkan olacak. Yine Yasin Pilavcılar'la yarışa katılan bir safkan, Veritas gibi. Yaklaşık 3 aylık aradan sonra, yeterli olmayan hazırlıkları ile son ayakta start aldı ve son metrelere kadar kazanacakmışçasına koştu. Son metrelerde rakiplerine bayrak çekerek teslim olan Gladius'un bu başarılı koşusunu 'dinçlik yarışı' olarak nitelendirebiliriz. Koşacağı ilk koşusunda, bu yarıştan etkilenebilir. Bu bizleri yanıltmasın. Koşacağı ve hazır gireceği bir sonraki kısa ve orta mesafeli koşusunu kazması normal sonuç olur.

15 Eylül 2011

Enternasyoneller'de Ağır Yaralandık, Ama Şimdi İyiyiz !



Neresinden başlasam, dert yanıyormuş gibi olacak. Ancak 'değişim' diye yanıp tutuştuğumuz Enternasyonel mağlubiyetleri sonrasında, her şeyin sütliman devam etmesi yarışsevere acı veriyor. Daha da kötü olan atçılık için en çok endişe eden kesimin, sektörden herhangi bir pasta payı elde etmiyor olmasına rağmen, yarışseverler olmasıdır. Enternasyonel mağlubiyetleri, tabela at sokamadığımız yarışların ardından Veliefendi'de bulunmanın verdiği avantajla at sahiplerini gözlemleme şansı bulduk.

Her zaman Türkiye'de yarışseverin hakkettiği değeri görmediğini düşünmüşümdür. Enternasyonel yarışların 2. gününde bu kanım iyice güçlendi. Yarışseverlere sadece bahis oynayan kahvehane köşelerinde, ganyan bayilerinde tutunmaya çalışan insanlar olarak görüldü yıllarca. 70'lerdeki 80'lerdeki hatta 90'lardaki filmlerde, özellikle at yarışları ile ilgili olan Kemal Sunal filmleri de bu duruma maalesef katkı sağladı. Asıl problem ise bu tasvirlere sektörün asıl taşların olarak kendini gören TJK elitleri ve bazı at sahiplerinin de inanmış olmasıdır.

Yarışsever hep mi bilinçliydi? Hayır. Bu konuda özellikle çok sevdiğim abim Hakan Cantınaz'ın yaptığı at yarışlarının tahmin dışındaki kısmına önem veren programlar ilerletici etkide bulunmuştur. At yarışları sektörünün kapalılığı, içe dönüklülüğü bu programlar sayesinde çatlamaya başlamıştır. Özellikle internetin kullanımının gelişmesi ve bilginin daha kolay ulaşılabilir olması bu çatırdamaları kırılmaya dönüştürmüştür. Tam anlamıyla şeffaf bir yapıya ulaştığımızı söyleyemeyiz. Ulaşmak imkanlı da olmayabilir. Bununla beraber bilinmesi gerekir ki yarışsever, artık 'eski yarışsever' değil.

Dönelim Enternasyonellere. Mağlubiyetlere yarışseverlerin, çalışanların, hatta sohbet ettiğim bazı güvenlik görevlilerinin bile at sahiplerinden daha çok üzüldüğünü söylemeliyim. Neden peki? Çünkü yarışseverin at yarışlarındaki beklentisi, bazılarının sandığının aksine, sadece bir altılı yakalamak, bir ikili bulmak değildir. Atçılığın ilerlemesini, daha iyi atlar izlemek ister. Ancak bu çok mümkün görülmemektedir. Çünkü sektör mevcut haliyle oturmuş, sistemden pay alanlar değişime karşı çıkar haldedir. Ne de olsa 2 gün yabancıların geriye kalan 363 gün bizlerin!

Atçılığımızın ilerlemesi adına artık şu foallerin %75'e koşması saçmalığından vazgeçilmelidir. ( Bir sonraki değerlendirme yazımızda bu konu üzerinde detaylıca duracağız )Yıllardır uyguladık da ne oldu? Atçılığımız milim yol katetti mi? Böyle giderse yıllarca bekler ondan sonra bir tane iyi çıkan atımız Dubai'de koştuğunda "herkes gördü gücümüzü", "işte atçılığımızın gücü"," Avrupa'dan eksiğimiz yok" benzeri söylemler havada uçar. Bizleri mi kandırmaya çalışıyorlar, yoksa gerçekten kendilerini kandırmaya çalışırken söylediklerine mi inanmaya başlıyorlar bilemiyorum. TJK'nın yaptığı 'aygır açılımları' ile yetinmek yersizdir. Ülkemizde hem aygırlar hem de kısraklar yetersizdir. Her ile, tevzii uğruna hipodrom açılıp, at sayısının niceliksel olarak artması teşvik edildiği sürece atlarımızın niteliğinde en ufak ilerleme olmayacaktır.

Enternasyonel yarışlardan günler öncesinde 30 Ağustos'ta Turk Horse Club forumunda paylaştığımız yazıyla devam edelim:

"Bir hızlı hızlı baktım kayıtlara. Gelen atlar çok parlak olmasa bile bizimkileri sürekli geçip gittikleri, geçen sene tabelaya bile at sokamadığımız sabit. Yine 4 eylül akşamından itibaren, neden atlarımız böyle, neden kaybettik, niye mücadele edemiyoruz gibi serzenişler başlar kanımca. Biz de başlarız tekrar şu faulü niye vermediler, şunlar ne kadar sık koşuyor, o kamçı vurdu, o vurmadı, dereceler iyi çıksın diye çimleri kesti mi, silindir mi geçmiş vs vs. Hedefleri büyük koymakla olmuyor, altını doldurmak lazım. Ben bütün yarışları kaybetmişiz gibi konuşmaya başladım ama malumun ilanını 1 hafta bekleyeceğiz tabi."

İşte durum budur. Enternasyoneller öncesinde sonucun ne olacağı belliydi. Sonrasında ne olacağı da belliydi. İşlerin arapsaçına dönmesi bundandır zaten. Çünkü sektörün Enternasyonel üzüntüsü en fazla 2 gün sürüyor.Bir kişinin çabaları olarak kalacaksa gerçekten, yine de bizler yarışsever olarak elimizden geleni yapmalıyız. Ben eminim bizler, yarışseverler çoğu at sahiplerinden, bazı jokeylerden daha çok üzülüyoruz bu vahim duruma. Pazartesi günü Bursa yarışlarıyla kafalara reset atılıyor ve sonraki Enternasyonel yarışlara kadar her şey yolunda yürüyor. Neden mi? İşte cevap;

TJK her sene kendi çapında "aygır açılımı" yapıp, aygırlarıyla ilgili sağda solda çıkan haberle övünürse ve bunları gerçekten de atçılığımızın gelişmesi yönünde atılan adımlar olarak gördükleri için önce büyük düşünmek gerekiyor. Radikal değişiklikler yapılması gerekiyor. Sonuçta 5 Eylül günü hepsi tekrar içeride mücadele etmeye, anormal paralar kazanmaya devam edecekler. TJK nasıl olsa bol bol ışıklandırma yapıp, her güne çift program koyup hasılat peşinde koşacak. Nasıl olsa çime silindir çıkarıp dereceler iyi diye övünecekler. Ben sektörün bir değişim için yanıp-tutuştuğu konusunda da şüpheliyim. Çoğu kazandığı paraya bakıyor ve ülkedeki pasta onlara fazlasıyla yetiyor.

27 Haziran 2011

85. Gazi Koşusu Galibi Anatoly ve Karataş


85. Gazi Koşusu'nu Anatoly jokeyi Sihirbaz Halis Karataş ile kazanmayı başardı. Yarış hayatına 3'lülüğünde, 4 ay önce başlayan safkan, 6. koşusunda Türkiye'nin en büyük kupasına uzanmayı bildi. Şampiyon demek aslında yanlış olmaz ama, gelecek senelerde bu performansını devam ettirebilmesi onun tam anlamıyla şampiyon sıfatını haketmesine sebep olacaktır. Gazi Koşusu'nu kazanmak tabiki önemli ama asıl adını tarihe altın harflerle yazdıranlar, üstün performanslarını yıllar boyu sürdürebilmeleridir.

Tüm ekibi, Karataş'ı ve Anatoly'i tebrik etmek gerekiyor. Dileğimiz başarısını sürdürmesidir.

14 Ekim 2010

Gelibolu Rekorla Geldi


13 Ekim Çarşamba günü koşulan Kanunu Sultan Süleyman Koşusu'nu Gelibolu Halis Karataş'la kazandı.

G1 mücadelede, son yarışlarında muazzam bir performans yakalayan ancak son koşusunda Ankara'da Tümöz Bey'e geçilen Gelibolu birinciliğe uzandı. Hızlıtay'ın 'hızlı' götürdüğü yarışta anormal bir tempo oldu. Sonlarda adeta kesilen Hızlıtay'ın bu hatasını Gelibolu ve Kafkaslı affetmedi.

Kafkaslı bir kaç yarış sonra ilk kez rakiplerine hakim olabilecek konumdaydı. Ancak dün için başaramadı. 8 yaşındaki şampiyonu umarız 9 yaşında da koşuyorken görmeyiz. Eküri Kafkaslı'ya yılların vermiş olduğu yorgunluk yokmuşçasına yükleniyor.

Rekoru getiren atın Hızlıtay olduğunu tekrarlayalım. 1500 metre sentetik pistte bir önceki rekor 1.38.70 ile Berksoy'a aitti. Gelibolu bu rekoru 1.38.17'ye çekti. Berksoy'un rekorluk yarış derecesini Gelibolu kırarken, Bir önceki rekor olan 1.38.70'lik derecenin altına bu yarışta Kafkaslı ve Hızlıtay'ın da girmiş olması at yarışlarında temponun ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.

12 Ekim 2010

Çaldıran Galibi Gökçenil

2 Yaşlı İngilizler'in büyük mücadelesi olan G1 Çaldıran Koşusu 10 Ekim Pazar günü koşuldu. Yarış beklenildiği gibi, çok atın mücadelesi şeklinde geçmedi. Kaçak stile sahip olan ve tıpkı El Kaşgar gibi uzayan her mesafede kendisine kuşkuyla bakılan Gökçenil 1600 metrelik bu yarışı kazanma başarısını gösterirken kalitesini ortaya koydu. İlk 3 sırayı ise Safkan İngiliz Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği Koşusu'nda ilk 3 sırayı yapan Gökçenil, Limited Edition ve Şeker Remziye 3'lüsü yaptı.

Yarışın ön plana çıkan atı kuşkusuz Kid Rock'tı. Ankara'da koşmuş ve kazanmış olduğu son yarış gerçekten çok başarılıydı. Bunun etkisiyle yarışın favorisi olarka gösteriliyordu. Çaldıran için de kötü bir koşu çıkardı diyemeyiz ama kendisinden beklenilen performansı göstermedi ve 4.lük ile yetindi.

Şeker Remziye S.İ.A.Y. VE Sah.Der. Koşusu'nu kazanmıştı. Bu nedenle yarışta öne çıkanlar arasındaydı. Bu sefer Gökhan Kocakaya ile start alan Şeker Remziye yine çok başarılı koştu ve önceli yarışlarının tesadüf olmadığını kanıtlarken ilerisi için de iyi sinyaller verdi. Son metrelerde Gökçenil'e zor anlar yaşatan safkan 2.lik elde etti.

Sanırım yarışın en ilgi çeken atı yine Limited Edition oldu. SİAYveSD Koşusu'nda hayatının ikinci yarışına çıkmasına rağmen muazzam bir performans ve sprintle 3. olan safkan Çaldıran'da yine muazzam bir sprint ortaya koydu. Düzlük üzerinde adeta uçan safkan son sıralardan başladığı sprintle yine 3.lüğe uzandı. Henüz maiden olan Limited Edition 3. yarışında üçüncü 3.lüğünü elde etti. Ancak hedeflerinin büyük olabileceğini gösterdi.

Gökçenil ise Çaldıran galibi olarak büyük bir başarıya imza attı. Seri stili nedeniyle yarışseverin pek güvenmediği Şeker Remziye'ye kaybettiği yarışta da adeta arka plana düşen Gökçenil'in 6.10'luk ganyanını başka türlü açıklayamayız. Ancak Gökçenil'in bu yarışta koşan rakiplerinin çoğunu önceki yarışlarında geçtiği bir gerçekti. Yarışın 200 metre daha uzun olması ona olan güveni iyice azaltmış olsa da çok güzel bir yarış çıkardı. Geri kalan performansıyla hak ettiği Çaldıran zaferine ulaşmış oldu.

Radikal Ekselans, Phantom Boy, Amerikalı gibi safkanlar iyi bir performans gösteremedi. Pisti yadırgamış olabilecekleri ihtimalini de göz önünde tutmak lazım. Sadece bu yarış itibariyle güçleri hakkında bir şey söylemek mümken değil. Sonraki yarışlarını bekleyip, bu grup içinde nasıl performans sergileyeceklerini göreceğiz.

Gökçenil'i ve tüm ilgililerini kutluyoruz. Çok önemli bir zafer yaşadılar. Gökçenil'in şu ana kadarki yarışları gerçekten göz alıcı. Allah nazardan saklasın. Böyle iyi koşmaya devam etsin. Bu başarıda büyük pay sahibi Fuat Çakar'ı ise sona bıraktım. Gökçenil'de emeğinin çok fazla olduğuna inanıyorum. Sahipleri de böyle düşünüyor olsa gerek ki Fuat'la devam ediyorlar. Atı o kadar iyi tanıyor, ona göre o kadar iyi koşuyor ki geriye atın gücünü göstermesi kalıyor. En Son Inspector örneğinde de gördüğümüz gibi Fuat'ın tempo yarışları konusunda sayılı jokeylerden biri olduğu çok açık. Üzerindeki durgunluğu zaten atmıştı. Kazandığı grup yarışlarla performansını taçlandırıyor. Tebrikler Gökçenil, tebrikler Fuat Çakar.

9 Ekim 2010

Pan River Geri Döndü!



Sonunda geri dönüyordu. Dubai'deki büyük başarısının ardından yarışlarına ara vermişti. 7 aydır onu görmüyorduk. Ülkemiz pistlerinde ise 1 yıla dayanmış koşmadığı gün sayısı. Son koşusu Cumhurbaşkanlığı'ydı. Yine Ankara'da. Ankara'daki ilk koşusuydu. Bir Ankara gününde ara verdiği koşularına yine bir Ankara günüyle geri döndü Pan River. Ve kaldığı yerden. Kazanarak başladı.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı Koşusu'nda Hayri Baba'nın yarıştan çıkmasıyla mücadele 5 at arasında kaldı. Pan River tabiki ilgi odağıydı. Yarışsever için de zor. Böylesine sevdikleri bir attan aylarca uzak kaldılar. Herkes sevinçli. Herkes meraklı. Sonucu bekliyor. Merak ediyorlar, Pan River'ın nasıl bir koşu çıkaracağını. İnkar edilemez bir gerçek var. O da at yarışının şampiyonlarla daha da güzelliştiği, daha da büyüdüğü.

Düzlüğe Adonise ve Pan River yan yana çıktı. Bir ve iki sıra onlara aitti. Fakat düzlük üzerinde Pan River öyle bir hava veriyordu ki etrafına, adeta 'ben geldim' mesajını veriyordu. Düzlük boyunca her aksiyonda rakibine hakimdi ve her an atlayabilecek görüntüdeydi. Pan River birinciliğe ulaşırken ikinci Adonise 3. Gilitter, 4. Kral ve Ben oldu. 2.05.87 oldu bitiriş derecesi. Kral ve Ben'le Gilitter'in performansı ise sonraki yarışlarında dikkat edilmesi gerekliliğini gözler önüne serdi.

Pan River'la Dubai'de buluşan Selim Kaya'nın birlikteliği bu yarışta da devam etti. Geçtiğimiz hafta Miramis'in uzun aradan sonra koştuğu görece başarısız yarıştan sonra, Pan River'ın da böyle bir durumla karşılaşabileceği düşünülüyordu. Ancak Pan River klasını gerçek anlamda konuşturarak kendisine yakışır bir dönüş yaptı.

26 Eylül 2010

Kid Rock Çıkışta


Ankara'da gerçekleştirilen Kraliçe II. Elizabeth Koşusu'nu Kid Rock kazandı. Koştuğu ilk koşuda önde gitmesi nedeniyle 3. olmuş ve çıktığı ikinci yarışta çok kolay bir birincilik elde ederek adını duyurmuştu.

Daha sonra katıldığı 2 yarışta jenarasyonunun en parlak atı El Kaşgar'a karşı mücadele verdi. El Kaşgar'ı geçme adayları arasında ön plana çıkan Kid Rock 2 yarışta da rakibine avlanmıştı.

Kraliçe II. Elizabeth Koşusu ise Kid Rock'ın ilk deplasmanı oldu. Ankara'da yarışan safkan Bankroll ile ön plana çıktığı yarışta etkili sprinti ve tabi Halis Karataş'ın önemli katkısıyla aynayı önde buldu. Böylece ilk grup koşusunu kazandı Kid Rock.

Kid Rock bir Musical Myth yavrusu. Yani De Niro'nun anne kardeşi. Bu yönüyle zaten ilk yarışından beri takibimde ve başarılı olmasını istiyorum. Musical Myth'ın bu yavrusu De Niro'dan aldığı bayrağı daha ileriye taşıyacak gibi. Gönül isterdi ki Musical Myth'ın yavrularını sahada görmeye devam edelim. 2009 yılında ölen Musical Myth'ın bu iki temsilcisinin de umarım yarış hayatı sağlıklı ve uzun olur.

20 Eylül 2010

Artık Moda Temposuz Yarış



Bu blog at yarışı ile ilgileniyor. Uzun zamandır hep söylendiğim bir konu vardı. Bazı yarışlardaki kağnı tempoları. Ama bunu hiç burada dile getirmediğimi farkettim. İlk defa şu şikayetçi olduğum tempolarla ilgili yazacağım.

Pazar günü koşulan Safkan Arap Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği Koşusu'nu Fuat Çakar idaresinde yarışa katılan Eryaman kazandı. Eryaman rakiplerini geride bırakırken, yarış hayatındaki ilk grup birinciliği elde etmiş oldu.

Yarışın öne çıkan atı Sarraf 2. oldu. Yaklaşık 3 ay önce Ankara'da Vali Kupası'nda Cangıl ile girdiği inanılmaz mücadeleden birincilik ile ayrıldıktan sonra Sarraf'ta bir düşüş yaşandı. İki atı da kötü etkileyen o yarıştan beri Sarraf yarış kazanamamıştı. Belki Eryaman'ın arkasına elde ettiği ikincilik onun için bir kıpırdama olarak görülebilir. Ağır tempoda yarışa tutunabilen sadece Sarraf oldu.

Eryaman'ın birinciliğinde en büyük faktörün ortaya koyulan tempo olduğu apaçık ortada. Aslında ağır tempo demek yanlış olacaktır. Bahsedilebilecek bir tempo bile yok çünkü. Yarış başlıyor. Eryaman öyle bir tempo koyuyor ki arkadaki jokeyler atların bile tahamülünü zorlayacak şekilde çekmeye çalışıyor. Bir ara Tozan kafasını 90 derece sola çevirmek zorunda kaldı. Arkadaki tüm atlar kantarmada boğuluyor. Eryaman ise düzlük yarışı için önemli avantaj sahibiyken kendisini hiç bozmuyor.

Yarış böyle gittiğinde mesafe 3000 de olsa 4000'de olsa bir şey farketmiyor. Tempoyu kurması onun için bir handikap olmuyor, aksine arkadaki atlar kantarmada efor harcıyor. Yarış son 400-500 metredeki kısa sprinte kalıyor. Öndekilerin de biraz gücü varsa zaten yarışı bitiriyor. Bu durum bu sene bir kaç kez değil defalarca tekrarlandı. Jokeyler de risk alıp yürümek yerine arkada kasılıp olduğu kadarıyla yarışı bitiriyorlar.

Yarışta birincinin Eryaman, 3.nün Sayınbey olması, Besleney, Tozan, Hünerkız gibi atların varlık gösterememesi yarışın kağnı temposu dışında bir şeyden değil.

Bazen bu tempoları yapan, kaçan jokeyler suçlanıyor. Bana göre en masum onlar. Yavaş yavaş gidiyor. Arkadan zorlayan olamzsa neden hızlansın, yarışı riske atsın. Böyle giderek yarışın en avantajlısı oluyor. Fuat da dün yarışın temposunu 13, 13, 13 şeklinde koyarak yarışı bitirdi.

Bu mesafedeki rekorun yaklaşık 5 saniye gerisinde biten bir grup yarışında tempodan başka bir şey konuşmak bana göre yersiz. Ancak bu yarış son olmayacak. Böyle daha çok yarış izleyeceğimize eminim. Bakalım daha nasıl sonuçlar ortaya çıkacak.

12 Eylül 2010

Enternasyonel Yarışları Değerlendiriyoruz


Geçtiğimiz hafta yapıldı Enternasyonel Yarışlar. Topkapı ve Boğaziçi Koşuları'nın 20.si düzenlendi. Avrupa'nın saygın yarışları arasına girme amacı taşıyan bu koşularla beraber Malazgirt, İstanbul, IFAHR ve Anadolu Koşuları gerçekleştirildi. Sonuçlar ise bizim açımızdan arzu edildiği gibi sonuçlanmadı. Geçen sene 6 yarışta sadece Turbo birincilik elde edebilmişti. Bu sene de 6 yarışta sadece Derviş Ağa birincilik elde edebildi.

Yarışları tek tek değerlendirmeye gerek yok. Çünkü elle tutulur hiç bir taraf yok maalesef. Birincilik sayımızın 1, evet. Ama tabelaya giren at sayımız. Orada durum nasıl? Anadolu Koşusu, Derviş Ağa birinci, Boom Boom üçüncü. IFAHR Koşusu, Gelibolu üçüncü. Malazgirt Koşusu, Mertkal dördüncü. İstanbul Koşusu, tabelada yokuz. Boğaziçi Koşusu tabelada yokuz. Topkapı Koşusu, tabelada yokuz. 6 yarışa katılan 23 atımız var, 24 adet tabela pozisyonu var. Atlarımızdan sadece 4'ü tabelada yer bulabiliyor. 20'si onlardan 4'ü bizden. Oran olarak 5 katımız.

İstanbul Koşusu'nda kazanan Vanjura'ya en yakın atımız Actionmax. Aradaki fark ise 1.3 saniye civarında. Adonise'nin Boğaziçi Koşusu'nda birinci olan isim Indian Days ile arasındaki fark ise neredeyse 2 saniye.

Pressing ise zaten ülkemizde tez konusu olur. Topkapı'nın 'padişahı' oldu. Son 3 senede birinciliği kimselere kaptırmadı. 3 sene ardı ardına bu koşuyu kazanarak tekrarlandığını büyük ihtimalle göremeyeceğimiz bir başarı örneği sergiledi. Şimdi de aygır olarak alacağız büyük ihtimalle. Sahipleri sadece Türkiye serüveninden 3 milyon liraya yakın para kazanmış olacak.

Bu seneki yarışlarda ortaya koyduğumuz performans apaçık ortada. Tablo ortada iken başarısız olmadığımızı söylemek atçılığımıza kötülük yapmak anlamına gelir. 5 yarışta geçildik, 3'ünde tabelaya giremedik. Başarısız değiliz diyenler, hangi duruma başarısız derler acaba. Sadece bu yarışlarla atçılığımıza başarısız damgası vurmak, evet haksızlık ve yanlış olur. Ancak çok sayıda iyi at çıkaramadığımız, çıkan atları koruyamadığımız, uzun mesafede yıllardır bir süreklilik yakalayamadığımız aşikar. Dayanıklılık, süreklilik ve istikrar bu nedenle çok önemlidir. Bu nedenle Bold Pilot, Trapper, Grand Ekinoks, Sabırlı, Ribella gibi safkanlar şampiyon atlardır, bu nedenle yarış seveler bu atları unutamaz.

İşin diğer tarafı da geçildiğimiz safkanlar. Kaç tanesi Avrupa'da söz sahibi, kaç tanesi üst düzey bu atların? Orta düzeyde sayabileceğimiz bu atlarla rekabete bile girememişiz. Ülkemizdeki bu yarışlara iyi atlar gelmediği için yakınılıyor sürekli olarak. Enternasyonel Yarışlarımız'ın yapıldığı tarihlerde, öncesinde ve sonrasında Avrupa'da da önemli yarışlar oluyor. Program sıkıntısı olduğu aşikar. Ancak yabancı eküriler getirdikleri mevcut atlarla bile burada fırtına estiriyor. Neden daha iyi atlar getirsinler ki?

Bir de Enternasyoneller için yapıl(may)an reklamlar var. Kimin haberi vardı bu organizasyondan zaten at yarışıyla ilgilenenlerin dışında. Nerede haberi yapıldı Enternasyonellerin, nerede reklamı vardı? Belki uçuk bir düşünce ama Enternasyonel Yarışlar yapılırken ülkemizde Dünya Basketbol Şampiyonası yapılıyordu. Çok sayıda turist İstanbul'daydı. Acaba salonlara reklam vermek, halkımızla beraber o turistleri de Veliefendi'deki Enternasyonel Yarışlar'a çekmek hiç düşünüldü mü? Reklamı olsaydı gelirlerdi demiyorum, önemli olan düşünülüp, düşünülmediği. Ondan sonra Racingpost'ta çıkan haberlerle kendimizi kandırmaya çalışırız. Daha da kötüsü aslında yarışseverlerin Veliefendi'ye gitmemesi. Bunun nedeni aslında basit. Şampiyonlar koştuğu sürece Veliefendi dolar. Bir Turbo koşuyor olsaydı oradaki atmosfer çok farklı olurdu. İnsanlar iyi atlar izlemek istiyor. 'Baş' atlar çoğalmadığı sürece Veliefendi sadece Gazi Koşuları'nda dolan bir yer olarak kalır.

Son olarak tekrar ana konuya dönelim. Düşünmeye, eksiklikleri, yanlışlıkları gidermeye çalışmaya başlamalıyız. Başarısız olduğumuz şu son iki seneden sonra hala her şey normalmiş gibi davranmaktan vazgeçilmeli. Mesela geçen sene Pan River Dubai'de fırtına gibi esti. Yanlış yapılan ise bu başarının Türk Atçılığı'na mal edilmesiydi. 1 atın yurt dışındaki başarısı onun özel bir at olduğunu gösterir, atçılığın çok iyi olduğunu göstermez. Çıkan iyi atlarla gerçeklerin üstünü kapatmaya çalışıyoruz. O nedenle işe bazı şeyleri kabul ederek başlayalım. Bu şekilde devam etmek Türk Atçılığı'nı kaderine terk etmekten başka bir şey değildir.

11 Eylül 2010

TİGEM'de Kazanan Onurkaan



Ankara'da yapılan 1400m çim yarışta 3 yaşlı araplar G2 TİGEM Koşusu'nu kazanma mücadelesi verdiler. 8 atın katıldığı koşuda birincilik Darfur'u geçen Onurkaan'ın oldu.

Koştuğu 7 yarışın 6'sını kazanan, bu birincilikler içinde 4 tane grup yarış bulunduran Darfur kuşkusuz jenerasyonunun en flaş atı. Ankara'da koştuğu tek yarış olan Prof. Kazım Köylü Koşusu'nda Özfidan'ı geçerek birinciliğe ulaşmıştı. Bugün Özfidan yine rakipler arasındaydı. Ancak ilk kez karşılaşacağı Onurkaan 2 rakibini geçmeyi başardı.

Halis Karataş'la start alan Onurkaan ilk grup yarışında çok başarılı bir performans ortaya koydu ve birinciliği koparmayı bildi. Bu yarıştan önce koştuğu 3 çim yarışı çok parlaktı Onurkaan'ın. Tigem'i de kazanarak performansını taçlandırdı.

Darfur ilk kez bu kadar yakın arayla yarış koştu. Önceki yarışları arasında en az 2-3 haftalık süreler olan atın zorlu harpler arasında 10 gün içinde ne kadar toparlanabileceği az çok belli. Darfur'un bu sıkıntıyı çektiğini söylemek yanlış olmaz.

Karataş yarışı Darfur'un önünde götürdü. Onurkaan'a güvendiği belliydi. "Onu yakalamaya çalışmaktan bıktım, artık o beni yakalamaya çalışsın" dercesine virajı Darfur'un önünde döndü ve düzlük boyunca şans tanımadı.Halis Karataş Darfur'un karşısına 2 kere Sungurberk'le, 2 kere Özfidan'la, 1 kere de Çetinaslan'la çıktı. Bu 5 yarışta da 2.likte kalan usta jokey bu sefer Onurkaan'la şansını denedi ve tercihinin doğruluğunu yarışı kazanarak gösterdi. Böylece Darfur karşısında bir zafer yaşamış oldu.

Onurkaan'ı ve Halis Karataş'ı kutlamak gerekir. Muazzam bir yarış çıkardılar. İleriki yarışlarda bu safkanları sık sık karşı karşıya göreceğiz anlaşılan. Belki de yeni bir rekabete hazırlanmalıyız.

10 Eylül 2010

Yürüyedur El Kaşgar!

Türkiye Yarış Atı Yetiştiricileri ve Sahipleri Derneği adına düzenlenen G2 mücadelede gülen isim El Kaşgar oldu. Daha önce geride bıraktığı rakiplerine yine şans tanımayan şampiyon adayı safkan birinciliğe 'bekleyerek' ulaştı.

Hayatının ilk yarışını 46.40'lık rekor dereceyle kazanan ve o yarışıyla bana Rokoko'yu anımsatan El Kaşgar o günden beri benim en sevdiğim atlardan biri. Öyle bir dereceden sonra beklentilerin yüksek olması doğal. İlk yarışını kazanan tüm safkanların şampiyon adayı olduğu söylenir. Bir de bu dereceyle kazanınca...



5 ay içinde koştuğu 8 yarıştan 7 birincilik çıkaran El Kaşgar süratli yapısıyla önde izlemeye alıştığımız bir at. Ancak kaybettiği ilk yarışta öne çıkamamış ve 3. kalmıştı. Yorumlar kafaya çıkamadığı için yarışı kaybettiği yönündeydi. Fakat ben atın ilk kez zorlandığı, ilk kez kamçı yediği yarışta sallanmasından dolayı gelemediğini düşünüyordum. Bu tezimi sonraki yarışlarımda test edememiştim. Beyaz bayrak aynalarla birincilikler devam etmişti. Bu yarışta ise Kiss Me Fly'ın aldığı liderliği kabul eden ve 2. sırada yarışı götüren El Kaşgar böyle de kazanabileceğini kanıtladı.

Şu ana kadar, çok çok parlamış rakipleri yok El Kaşgar'ın. Kimileri El Kaşgar'ın "at yokluğunda" koştuğunu savunuyorlar. Bu iddia doğru olsa bile bu El Kaşgar'ın suçu değil, onun başarısını gölgelemez. Ki ben bu kanaatte değilim. EL Kaşgar özel bir at.

İnşallah uzun seneler sahada kalır, inşallah 'gerçek bir şampiyon' olarak adını tarihe altın harflerle yazdırır. Allah sakatlıklardan ve nazardan korusun. Ayakları düz bassın.

7 Eylül 2010

Enternasyoneller'de Kapalıyız!




Açık söylemek gerekirse bu sefer yarışların yorumlanacak bir tarafını bulamadım. Az çok tahmin edebiliyorduk ağırlıklı başarının yabancıların olacağını. Ancak üst düzey atların olmadığı, hatta handikap atların bile geldiği yarışlarda yabancı atlar tabelayı kapatıp, ilk 4'ü fulleyip geri döndü.

Belki de kelimeleri anlamsız kaldığı noktaya ulaştık. Bir kere daha.

Enternasyonel Yarışlar'la ilgili yazımızı bu hafta yazacağız, uzun uzun. Önce biraz sakin düşünmeye ihtiyacımız var. İçimiz içimizi yiyor, elden bir şey gelmiyor.

Geçen sene sadece Turbo, bu sene sadece Derviş Ağa.

Kayıtlardaki at sayımızla, özellikle Boğaziçi'ndeki katılımla hüsrana uğramıştık. Sonuçlarla yıkıldık.

Çanlar uzun zamandır çalıyor. Acaba kulak veren var mı?

2 Eylül 2010

Büyük Taarruz'da 'Akdeniz Ateşi' Zaferi

İstanbul'da ilk olarak sahne alanlar 3 yaşlı İngilizlerdi. Ağustos ayında koşulan Mimar Sinan Koşusu'ndaki grupla karşı karşıya geldik. 7 atın koştuğu Mimar Sinan Koşusu'ndan Mystical Storm ve Disrespect çıkmış, yerine Mia Nur ve Sultans of Swing gelmişti. Geri kalan 5 at ise aynıydı. Geçen sene ekstra bir yarış yaparak büyük bir sürprizle Aeneas'ın kazandığı Büyük Taarruz Koşusu'nda bu sene gülen Akdeniz Ateşi oldu. Yumuşak pistte koşulan yarışın 2.si Mia Nur , 3. Roman Empire olurken, Aydemirhan yine 4. oldu.

Çok dengeli, birbirlerine sürekli üstünlük sağlayan bir jenerasyonun olduğu 3 yaşlı İngilizlerin bu seferki mücadelesinde, böylesine bir pistte Sait Akson'u kazanarak ne denli iyi koştuğunu kanıtlayan Akdeniz Ateşi iyi bir yarış çıkardı. Ayhan Kurşun İstanbul'da bu sene 2. yarışını kazanırken, bu kazandığı yarışın Büyük Taarruz gibi önemli bir koşu olması onun için çok büyük bir basamak oldu. Ankara'da bu sene fırtına gibi esen Ayhan başarılı performansını bu grup yarış birinciliğiyle taçlandırmış oldu.

Bahsettiğimiz Mimar Sinan Koşusu'nu Roman Empire kazanmıştı. Dün için de başarılı performans gösteren safkan 3.lük elde etti. Mimar Sinan'ın 4.sü olan Aydemirhan Büyük Taarruz'da da 4.lük elde etti. Roman Empire ve Aydemirhan'ın Gazi'de son sıralarda gelmesi ve Gazi'den sonra başarılı yarışlar sergilemeleri, her zaman söylendiği gibi Gazi Koşusu'nun ne kadar farklı, ne kadar özel, ne kadar çok dinamiği bir arada barındıran bir koşu olduğunu bir kez daha bize kanıtlamış oluyor.



Benim son 3 yarışıyla dikkat çekeceğim isim ise Mia Nur olacak. Geçen sene Hakkar'ın kazandığı o "efsane sisli" yarışın ikincisi olan Mia Nur o yarıştan sonra adeta kaybolmuştu. 7 yarışlık duraklama dönemine giren safkan Gazi'den sonra çıktığı Özdemir Atman Koşusu'nu kazanarak önemli bir sürpirz gerçekleştirmişti. Sonra Bursa'ya giden A3 yarış birinciliği elde eden Mia Nur dün de Büyük Taarruz Koşusu'nda elde ettiği ikincilikle formunu bulduğunu tekrar gösterdi. Formda, problemsiz bir Mia Nur her zaman etkili olur.

Mia Nur'dan bahsederken adı geçen Sakarya Koşusu'nu kazandığından beri birinciliğe asret olan Hakkar dün de hayal kırıklığı yarattı. Her yarışında bir sonraki koşusunda daha iyi koşacakmış izlenimi veren Hakkar tabela dışında kaldı. Jenerasyonunu gölgesinde kalmaya başlayan Hakkar'ın beklenen birinciliğe ne zaman uzanacağını çok merak ediyorum.

Miliç, Hakkar gibi hayal kırklığı yaratırken bana göre Sultans of Swing İstanbul'a pek uyum sağlayamıyor. Ankara'da bir başka koştuğunu düşündüğüm safkanın, Nursultan'ın çoğu yavrusu gibi Ankara'da devam etmesi kendisi için daha iyi olacaktır.

Tekrarlamakta fayda var. Bu grup sürekli birbirine üstünlük sağlayacaktır. Çok denk bir jenerasyon. Çok ayrılan atların olmaması ilerki yarışlarda kim gelirse gelsin şaşırılmaması gerektiğini gösteriyor.

Darfur Yine Yakın Farkla

Dün koşulan İstanbul yarışlarının son ayağı olan, G3 Saim Önhon Koşusu'nda Darfur bir kez daha sahne aldı. 3 yaşlı Araplar içinde kuşkusuz sezonun en parlak safkanı olan Darfur ilk kez çıktığı sentetik pistte bu sefer Çetinaslan'a karşı birincilik mücadelesi verdi.

Bir önceki yarışında faullere maruz kalmasına rağmen yaptığı muazzam sprintiyle Kaderşah'a zor anlar yaşatan Çetinaslan bu sefer Darfur'u geçmek için sprintine başladı. Ben daha önce de söylemiştim. Darfur yanındaki atlarla oynamayı seviyor. Aklımıza ilk olarak Yavuzhan geliyor. Bu özelliği sanki bir yönüyle de olsa paylaşıyorlar. Darfur'un yanına yaklaşırsanız vay halinize. Bu nedenle kazandığı 6 yarıştki en büyük fark 1 boy. Diğer yarışları ya yarım boy ya da boyun, burun. Bu sebeple insanlar Darfur'un her yarışında geçilebileceği ihtimalini taşıyorlar. Zaten Selim Kaya Darfur'u mümkün olduğunca öne geç çıkartıyor. Önde boş kalmasının safkana yaramayacağını bizim gibi onlar da biliyor.



Halis Karataş da böyle düşünmüş olacak ki Çetinaslan'la sprintini dışardan dışardan gelerek yaptı. Selim Kaya Darfur'da teşviği biraz erken bırakınca yarışın neticesi foto-finişe kaldı.

Çetinaslan Karacabey tarafından satışa çıkarılmıştı ve 130.000'lik fiyatla alıcı bulmuştu. İlk yarışındaki performansıyla da açık açık ben geliyorum mesajı vermişti. Koştuğu 3 yarışı da başarılı olan Çetinaslan ileride grup koşularda söz sahibi olacak gibi duruyor.

Darfur ise bu birincilikle 7'de 6 yaptı, ilk sentetik koşusunu kazandı. Allah nazardan saklasın, inşallah böyle devam eder Darfur. Elbette geçilebilir ancak kesin olan bir şey var ki Darfur koştuğu sürece yarış keyfine doyacağız.

1 Ağustos 2010

İnönüler'in Rengi Sarı-Kahverengi

El Kaşgar

Gökçenil

2 yaşlı İngilizler'in önemli sınavlarından olan I. ve II. İnönü Koşuları gerçekleştirildi. Dişilere ait olan G3 I. İnönü Koşusu'nda zafer seri stili ile aynaya uzanan Gökçenil'in oldu. Erkeklere ait olan ayağı oluşturan II. İnönü Koşusu'nu aynı stille koşan El Kaşgar kazandı. İki safkan da koşuyu birinci bitirirken, rakiplerine yarışın hiç bir yerinde şans tanımadı, onları 2.lik mücadelesiyle başbaşa bıraktı.

Nisan ayıyla birlikte yarış koşmaya başlayan 2 yaşlı İngilizler'in Grup 3 sınavında alışmış olduğumuz gruplar karşımızdaydı. Daha önce de bir ara gelmiş olan safkanların ilk mücadelesi I. İnönü Koşusu oldu. Gökçenil startla beraber liderliği aldı ve düzlük üzerinde farkı açarak net bir birincilik aldı. Kendisini ön tarafta rahatsız eden olmadı. Ben yarıştan önce ekürilerden Je Taime'in ön tarafa geleceğini tahmin ediyordum ancak bu olmadı. Fuat Çakar da başarılı binişini ekleyince Gökçenil çok değerli olan birinciliğe uzandı. Gökçenil iyi koştu. Arka grup için ise aynı şeyleri söylemek mümkün değil. Özellikle son koştukları yarışta son metrelerde güzel sprint atarak El Kaşgar'a zor anlar yaşatan Zilcihan ve Supervisoz hayal kırıklığı yarattı. Supervisoz'un üst üste gelen yarışlardan etkilendiğini düşünüyorum. Miss Hawai'nin ikinciliği sonrası tabelayı tamamlayan Nona ve Sweetheart'ın ganyanlarının yüksek oluşu bu grup için ilerleyen yarışlarda sürpriz safkanların birinciliğe imza atabileceğini gösterdi.

II. İnönü Koşusu'nda da benzer sahnelere tanık olduk. Bu sefer sahne alan El Kaşgar oldu. Bana göre bu sezonun en flaş ismi olan El Kaşgar fotoyu önde geçmeyi bildi. Nurettin Şen idaresinde start alan safkan 6. koşusunda 5. birinciliğini elde ederken, kendisine güvenenleri yanıltmadı. İstanbul çim pistinin 2010 yılında kırılmış tek rekorunun sahibi olan El Kaşgar beklentilere çok iyi cevap verdi. İlk yarışı olan 800 metre çim pistte yaptığı 46.40'lık muazzam derecesiyle beraber dikkat çekmişti. O yarışıyla, stilen olmasa da derecesiyle, bana Rokoko'yu anımsatan safkan 2 tane 1100 metrelik çim yarış kazanıp 1200m çim yarışa çıktı. Liderliği Gökçenil'in aldığı 1200m'lik o koşuda ilk kez yarışı önde götüremedi. Düzlükte de yeni tanıştığı kamçılar sonucunda sürekli gezinen ve dağılan safkan yarışı 3. tamamladı. Ancak bir sonraki yarışında geri döndü. Bu koşu olan II. İnönü'de bence en iyi koşusunu yaptı. Arka grubu adeta sirkülase etti. Kendinden emin fuleleriyle birinciliğe koştu. Bu yarışıyla şu ana kadar koştuğu rakiplere bariz bir üstünlüğü olduğunu kanıtlayarak kafalardaki tüm soru işaretlerini silmiş oldu.

Şimdi ise İnönü Koşuları-Gazi bağlantısına bakalım. Bu yazı vesilesiyle son yıllardaki İnönü Koşular'na göz atıyordum. Çok enteresan bir istatistikle karşılaştım. Ufak bir hatırlatma yapalım bu sene koşan safkanlar Gazi Koşusu'na seneye katılacakları için onları değerlendirmeye alamıyoruz. 2009'dan geriye giderek sırasıyla Tonya, Lucky Name, Actionmax, Sun Storm ve Alayel son 5 senede I. İnönü Koşusu'nu kazanan isimler. Erkeklerde ise son 5 yılın İnönü galipleri Worldpoint, Can Ali, Tony Montana, Cheetah Flight ve Ezbiderli. Geçtiğimiz 5 yılda yapılan İnönü Koşuları galiplerinin, yani bu 10 safkanın Gazi Koşusu'na katılmadığını/katılamadığını görüyoruz.

Bir de genel duruma bakalım. 2010 Gazi Koşusu'na, 2009'da yapılan I.İnönü Koşusu Mystical Storm ve Bambino'yu, II. İnönü Koşusu Sultans of Swing'i verdi. 2008'de yapılan I. İnönü Koşusu Rokoko'yu, II. İnönü Koşusu Quick Finish ve Rich and Handsome'ı Miramis'in şampiyon olduğu Gazi'ye taşıdı. 82. Gazi Koşusu'na I. İnönü'den at gelmezken, II. İnönü sadece Abhazyalı'yı çıkardı. Inspector'ün kazandığı 2007 Gazi Koşusu'na I. İnönü yine at vermezken, II. İnönü Cheetah Flight'ın arkasında 3. olan Hokkaido'yu yarışta gördük. Hızelbeyi'nin kazandığı 80. Gazi Koşusu'nda ise bu heyecana, I. İnönü'den katılan olmazken, II. İnönü'den Mummys Love ve Prima Luce ortak oldu.

Ufak bir oranlama yaparsak geçtiğimiz beş yılda, 2005,06,07,08 ve 2009 yıllarında I. İnönü Koşuları'na toplamda 51 safkan katılmış. Bu 51 safkandan sadece 3 tanesi Gazi Koşusu'na katılmış. I. İnönü'den Gazi'ye gelme oranı %5.88 olmuş. Ayrıca 05-07 yılları arasında katılım hiç olmadı. Buna karşın 2009 yılında I. İnönü Koşusu'nda başarısız bir sonuç elde eden Mystical Storm, katıldığı Gazi Koşusu'nda şampiyon ünvanını elde etti.

Erkek atların tarafına bakarsak II. İnönü'ye geçtiğimiz beş yılda toplamda 41 safkan koşuya iştirak etmiş. 42 safkandan Gazi Koşusu'nda da koşmuş olanların sayısı 7. II. İnönü'den Gazi'ye gelenlerin oranı son 5 yıl için %17 olarak gerçekleşmiş.

Bu bilgi bize açık olarak gösteriyor ki I. ve II. İnönü Koşusu'ndan sonraki süreçler Gazi Koşusu yolunda çok etkili. Mesafe tutmaları, form durumları, 3'lülüğe nasıl döndükleri, daha önemlisi 3'lüye dönebilmeleri, yeni rakipler gibi faktörler ve daha fazlası harmanlanınca ortaya farklı neticeler çıkıyor.

Tekrar bu seneye dönelim. İlgin bir tesadüfle, Gökçenil de El Kaşgar da sarı-kahverengi forma renkleriyle pistte rüzgar gibi estiler. Bu iki atın gelecek yarışlarını şimdiden merak ediyorum. Hem Gökçenil'i hem El Kaşgar'ı, jokeylerini ve ilgililerini tebrik ediyorum. Temennim başarılı yarışlarını izlemeye devam etmemiz yönünde.

Bakalım 2010 yılı İnönüleri'nden seneye yapılacak olan 85. Gazi Koşusu'na kimler katılacak, ne gibi notlar çıkaracağız. Bunları bize zaman gösterecek
.

27 Haziran 2010

Şampiyon Mystical Storm




Türkiye'nin aralıksız olarak devam eden en uzun spor organizasyonu olan Gazi Koşusu'nun 84.sü gerçekleştirildi. Herkesin hayalini kurduğu, tüm atçıların lazanmak isteyeceği bu büyük koşuyu, Gazi Koşusu'nu Şemenoğlu Ekürisi Mystical Storm'la kazandı. Koşuyu Akdeniz Ateşi ikinci, Smerç üçüncü, Miliç ise dördüncü tamamlama başarısını gösterdi.

Herkes bir senedir bu yarışı bekliyordu. Çünkü bu Türkiye'ni en büyük koşusu. Çünkü bu bambaşka bir heyecan. Çünkü bu Gazi Koşusu. Hani bayram sabahları insan uyanınca içinde bir mutluluk, bir huzur olur ya... İşte öyle bir şey. Gazi Koşusu günü tüm yarışseverler için özeldir.

Koşuya geçmeden önce hemen bir şeyi daha ifade edeyim. Ben geçen sene Gazi'nin gece koşulmasını yanlış bulmuştum. Bu tabiki alışkanlıklardan dolayı kaynaklanıyor. Yıllarca yazın o muhteşem güneşinin altında izlemeye alışmışuz Gazi Koşusu'nu. Ben geçen sene gece yapılan yarışta, o eski tadı, heyecanı, keyfi bulamamıştım. Blogumda da bunu ifade etmiştim. Bu seneki yarışı izleyince tekrar aynı kanaate vardım. Gerçekten Gazi Koşusu gündüz yapılmalı. Gündüz apayrı bir atmosfer oluyor. Umarım bundan sonraki senelerde de Gazi Koşusu'nu öğlen saatlerinde izlemeye devam ederiz.

Bu yılki Gazi Koşusu geçmiş senelere göre daha karışıktı. Ön plana çıkan isimler tabiki vardı. Ancak eski Gaziler'e göre, şanslı safkanların sayısı bir hayli fazlaydı. Geçen sene Rokoko ve Miramis ikilisi Gazi Koşusu'na kadar koştukları yarışlarda ve Gazi Koşusu'nda çok konuşulan isimlerdi. Bu iki safkandan Miramis birinciliğe uzanmayı bilmişti. 2008 yılında Pan River daha önde olmak üzere, Pan River-Nihalim ikilisi rakiplerinden çok ayrılmıştı. Bu iki safkan da ilk iki için rakiplerine şans tanımamıştı. 2006'da Hızel Beyi-Bors ikilisi ön sırada tutuluyordu. 2005'te ise sürdirek Popular Demand 1,65'lik ganyanıyla bu kupayı kaldırmıştı. Son 5 yıldaki Gaziler içinde sadece Inspector'un koştuğu yarışı diğerlerinden ayırabiliriz. Salvatore ve Arsenic'in ayrıldığı yarışta Inspector Gazi Koşusu galibi olmuş, 11,05'lik ganyanıyla sürprize imza atmıştı. Son yıllarda, bir koşu hariç, ön plana çıkan safkanların fotoyu önde geçtiğini görüyorduk. Bugün için yine ganyan yönünden ön plana çıkan Azaraks-Hakkar ikilisinin dışında bir safkan şampiyonluğa ulaşırken bu ikilinin kendilerinden beklenenin yerlere gelemediklerini söyleyebiliriz.

2010 Gazi Koşusu'nu konuşmaya Şampiyon Mystical Storm'dan başlamalıyız. Yarış hayatına muazzam dereceli, çok güzel bir birincilikle başlayan safkan daha sonra koştuğu 8 yarışın da 4'ünü kazanıp çim piste çıktı ve Gazi Yolu'na girmiş oldu. Nadas Koşusu'ndaki 4.lüğünden sonra Dişi Tay Deneme'de koştu. Önemli bir sürpriz yapıp kazandı. Daha sonra favorisi olarak girdiği Kısrak Koşusu'nda da birinciliğe uçtu. Ancak her iki yarışta da ön tarafta zorlanmaması ve yavaş tempolarda yarışı götürmesi soru işaretleri yaratmıştı. Gazi Koşusu'nda farklı bir stille koşarsa ne kadar başarılı olacağı sorusu kafalardaydı. Ve safkan tüm bu soru işaretlerini, en büyük yarışta sildi ve adeta "Ben Şampiyonum" dedi.

Yarışın başlamasıyla beraber Boğaziçi ve Bambino ön tarafa gelerek koşuya tempo vermeye başladılar. Akdeniz Ateşi ve Sultans of Swing hemen arkalarında yarışı takip ederken Aydemirhan, Roman Empire geri sıralarda, Azaraks arka grubun önünde yer tutmuşken yarışın favorilerinden Hakkar ön taraflara doğru yürüyordu. Mystical Storm ise grubun en arkasında, Yener Kazım'ın önünde 21. sırada yarışı götürüyordu. Yarışı en arkada orta kulvarlarda takip eden Mystical Storm ise belki de 1000'e doğru kendisine yarışı kazandıracak hamleyi yaptı. 1000 tabelasını gördüğünüz anda yarışı dondurursanız iç kulvarın derin bir boşluğa sahip olduğunu göreceksiniz. Selim Kaya da bunu farketmiş olacak ki bir anda yer değiştirip iç kulvarı aldı. Bana göre bu nokta yarışın sonucunu belirledi. Bu sayede hem Mystical Storm viraj boyunca ön tarafa rahat rahat yaklaştı hem de trafik sorununa hiç takılmamış oldu.

Yarışın ön plana çıkan diğer isimleri koşuda kendilerinden hiç söz ettiremediler. Neredeyse hiç biri kendisinden beklenen performansı sergileyemedi. Hakkar'ın yol probleminden dolayı 400'den sonra sprintine başladığını söyleyebiliriz. Adı geçen atlardan Hakkar'ın yarışını yine de beğendiğimi ve ilerleyen yarışlarında başarılı olacağını düşünüyorum. Son düzlükte dış kulvardaki yoğunluk bir çok atı etkiledi. Sprinter atların da birbirini beklemesi Mystical Storm'un ekmeğine yağ sürdü. Zaten arkalardan gelebilen tek safkan da Smerç oldu. Smerç de yol problemi yaşadı. 300'e doğru rakiplerini biraz dağıtarak, adeta kendisine yol açan Smerç daha erken yol bulsaydı yarışı kazanırmıydı gerçekten merak ediyorum. Arka grupta ayakta kalabilen ender safkanlardan olan Smerç yaptığı süper sprintiyle ancak 3.lük çıkarabildi. Sait Akson galibi Akdeniz Ateşi normal pistte de iş yapabileceğini bu önemli koşuda Mystical Storm'la aynı saniye içinde ikinci olarak kanıtladı. YArışın bir diğer başarılı ismi Miliç uzun mesafelerde etkili olmaya devam edeceğini 4. olarak kanıtladı. Bir başka dikkat çekici nokta ise yarış sonucunda oluşan sıralama... Mystical Storm'un arkasına gelen 6 atın da ganyanı 10 liranın üzerinde oldu.

Mystical Storm Gazi Koşusu birinciliğinin bir önemi daha var kuşkusuz. En son 13 sene önce Fair Tail'in kazandığı hem Dişi Tay Deneme hem de Gazi Koşusu birinciliklerinden beri bunu yapabilen yoktu. Mystical Storm da bu sene önce Dişi Tay Deneme'yi sonra da Gazi'yi kazandı. Bu büyük başarıya imza atan Mystical Storm Triple Crown için de son aşamaya geldi. Son Triple Crown sahibi 2001 yılındaki 'üçlemesiyle' (Erkek Tay Deneme-Gazi-Ankara) Grand Ekinoks'tu. Mystical Storm Triple Crown yolunda Dişi Tay Deneme ve Gazi Koşusu'nu kazanmış oldu. 2800 metrelik Ankara Koşusu'nu kazanırsa bir başka büyük işe imza atmış olacak.

84. Gazi Koşusu Galibi Mystical Storm'u tekrar kutluyoruz. Yarışı izledik. Ben Mystical Storm'un koşuyu sonuna kadar hak ettiğini düşünüyorum. Sahibini, antranörünü, seyislerini, atın üstünde emeği olan herkesi kutluyorum. Jokeyi Selim Kaya'ya ise bir parantez açmalıyız. Selim Kaya Nihalim ve Rokoko'dan sonra bu sene de bir dişiyle yarışa katıldı. Bu sefer ise mutlu sona ulaşmış oldu. İlk defa Gazi Koşusu kazanan Selim Kaya da kariyerindeki bu büyük eksikliği böylece kapatmış oldu. Ayrıca kazandığı İstiklal Savaşı ve Ayasofya Koşuları'yla da muhteşem bir güne imza attı. Selim kaya'yı da bu sebeplerle ayrıca kutluyoruz.

Yarışın son metrelerinde spiker dostumuzun inanılmaz güzel bir şekilde ifade ettiği, benim çok büyük bir keyif aldığım ve yarışın sonuna ayrı bir hava katıığını düşündüğüm o sözleriyle bizim de yazımızı özetlememiz mümkün. " Dişi Tay Deneme, Kısrak, Gazi, Şampiyon 21 numaralı Mystical Storm."

İnşallah Mystical Storm'un uzun bir yarış hayatı olur, başarı koşularına devam eder, biz de onu izleme zevkini uzun seneler yaşarız.

Tebrikler Mystical Storm.
Related Posts with Thumbnails